YENİ TDK YAYINI TÜRKÇE SÖZLÜK ÜZERİNE NOTLAR-Ali PÜSKÜLLÜOĞLU

(1/3) > >>

Almıla:
YANLIŞ DOLU BİR SÖZLÜK:

YENİ TDK YAYINI TÜRKÇE SÖZLÜK  ÜZERİNE NOTLAR

 

Yeni Türk Dil Kurumu'nun yeniliklerle sunulduğu öne sürülen Türkçe Sözlük'ünün 9. baskısı çıktı (Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1998, 1. cilt: A–J, 2. cilt: K–Z).

Türkçe Sözlük'ün bu baskısını hazırlayanlar olarak Prof. Dr. İsmail Parlatır, Prof. Dr. Nevzat Gözaydın, Prof. Dr. Hamza Zülfikar, Belgin Tezcan Aksu, Seyfullah Türkmen ve Yaşar Yılmaz gösterilmiş. Bunlar yeni TDK'nin "Sözlük Bilim ve Uygulama Kolu" başkanı, üyeleri, uzman ve uzman yardımcıları imiş. Bu duruma göre sözlüğün, sözlükçülük ve içerik olarak da  bilimsellik açısından güvenilir olması gerekir. Ama yazık ki öyle değil. Sözlük, aklın alamayacağı ölçüde yanlışlar, tutarsızlıklar, çelişkilerle ve sözlükçülüğe aykırılıklarla  doludur. Yalnızca "A" harfinde (sayfa 1-186)  yaklaşık olarak üç yüz  yanlış, tutarsızlık, çelişki, yöntemsizlik saptadık. Bir tek harfte bu kadar çok olduğuna göre, sözlüğün tümünü gözden geçirebilsek  belki de üç beş bini bulur bu yanlışlar.

Bir sözlükte bir tek virgül, bir tek harf yanlışı bile çok önemlidir. Sözlük yanlışsız olmalıdır. Kendisini bu alanda tek yetkili sayanların sözlüğünde  ise hiç yanlış bulunmamalıdır.

Bunu böyle kısaca belirtikten sonra, önce girişteki tutarsızlıklar olmak üzere, sözlüğün "A" harfinde saptadığımız  yanlışlardan, tutarsızlıklardan vb. kimilerini aşağıda herkesin ilgisine sunuyoruz:

 

1. "Sunuş" Üzerine

 

"Sunuş"ta yer alan kimi tutarsızlıkları şöyle belirtebiliriz:

 

a) Şöyle diyorlar: "Sözlük, bir dilin kelime, deyim ve terimlerini tanımlayan ... kaynak niteliğinde bir eserdir."

Bu tanım "atasözü"nü dışlamaktadır ki eksiktir.

Ayrıca bu tanım, kendi sözlüklerinin "sözlük" maddesindeki tanımla da tam olarak örtüşmemektedir.

 

b) Sözlüğün, "standart Türkçenin sözlüğü" olarak sunulduğu öne sürülmektedir.

Öte yandan da "Yabancı Kelimelere Karşılık Bulma Komisyonu" adını verdikleri bir yarkurulun önerilerinin sözlükte "yerini almış" olduğu belirtilmiştir. Daha hiç kimsenin kullanmadığı, tutup tutmayacağı bilinmeyen bu sözcüklerin "standart Türkçenin sözlüğü"ne alınması çelişkidir.

 

(Sözlüğü kullanırken rastladığımız için, yeri gelmişken şunu da eklemeliyiz: Anadolu'nun kimi yerlerinde, halk ağzında kullanılmakla birlikte pek de yaygın olmayan pek çok sözcüğün de hlk. kısaltmasıyla belirtilmeden alınmış olması sözlüğü "standart Türkçenin sözlüğü" olmaktan çıkarmaktadır. Üstelik sözlükte, halk ağzından alınan kimi sözcükler belirtilmiştir. Demek ki, belirtilmeyenlerin "standart Türkçe"de yer aldığı savlanmaktadır. "Yaygın kullanımdaki sözler için herhangi bir kısaltma verilmemiştir..." dediklerini göz önüne alırsak (sayfa VIII/6) bunun böyle olduğu anlaşılıyor.

Sözlükçülük ilkelerine, sözlüklerde uygulanan yönteme göre de böyle düşünmemiz gerekir. Oysa sözünü ettiğimiz sözlükte bulunan bu tür sözcükler standart Türkçede yoktur, yani yaygın olarak kullanılmamaktadır. Sözlüğü hazırlayanlar kullanıcıları yanıltmaktadır. Bu tutum bilimsel olamaz.)

 

c) "..... Türkçe Sözlük'ün söz varlığının 100.000'e ulaşması beklenmektedir." tümcesinde"söz varlığı"(vokabüler) terimi doğru, "Böylece yeni söz varlıklarının sürekli olarak eklenmesiyle ....." tümcesinde yanlıştır. "Sözvarlığı" terimi, alışılageldiği gibi bileşik yazılsaydı, belki bu durum söz konusu olmazdı. İkinci tümcedeki "söz varlıklarının" yerine "sözlerin" ya da "sözcüklerin" denmeliydi.

 

ç) Sunuşta "internet" sözcüğü "İnternet" biçiminde (böyle ilk harfi büyük olarak) yer alıyor. Demek ki özel ad sayılıyor. Ama bu sözcük sözlüklerinde de kılavuzlarında da yok. Oysa, basında, TV'de vb. sık kullanılıyor, yani "standart Türkçe"ye artık girmiş olan yabancı bir sözcük (daha doğrusu kısaltma ama artık sözcük sayılan bir kısaltma: international network'ten). Kendilerinin de kullanmış olması onun sözlüklerinde bulunmasını gerektirmiyor muydu? Yöntem, bir sözlükte önsözde, tanımlarda vb. kullanılan bütün sözcüklerin o sözlükte yer almasını gerektirir.

 

d) Hazırlayıcılar, "Türkçe Sözlük'ü yeni baskıya hazırlarken sürekli gelişen bilgisayarın teknik donanımından ve kolaylığından yararlanmak gereğini duyduk." diyorlar.

Bilgisayarın "teknik donanımı", kendi sözlüklerindeki tanıma göre bile, "bir bilgisayarda bulunan fiziksel birimler"dir. Oysa burada söz konusu olan "bilgisayarın kolaylığından yararlanmak"tır; tümce bu iki sözcük olmadan kurulmalıydı.

 

2. "Sözlük bilimi ilkeleri ile ilgili açıklamalar" Üzerine

 

Hazırlayıcılar, "Türkçe Sözlük'ün Kullanılmasıyla İlgili Açıklamalar" bölümünde, tuttukları yolu anlatıyorlar. Bu açıklamalarla ilgili kimi saptamalarımızı da şöylece sıralayabiliriz:

 

a) "2. Madde başında her sözün gramerdeki yeri ve fiillerin hangi tür eklerle kullanıldığı kısaltmalarla gösterilmiştir" deniyor.

Türkçede pek çok olan "bileşik sözcük"lerin (onların deyişiyle "birleşik kelime"lerin) bu durumları da kısaltmayla belirtilmeliydi. Hiçbiri belirtilmemiş.

 

b) "Türkçede k, l gibi hem kalın hem de ince okunma özelliğine sahip bazı seslerin söylenişinde sık sık yanlışlığa düşüldüğü bir gerçektir. Sözlüğün yeni baskısında bu tür yanlışlıkları ortadan kaldırmak amacıyla kalın veya ince okunuş, madde başında ayraç içinde belirtilmiştir" deniyor ve bu bir yenilikmiş gibi sunuluyor.

Oysa bu her sözlükte uygulanmaktadır, nitekim kendi sözlüklerine temel olan eski TDK'nin sözlüğünde de, kendi sözlüklerinin bir önceki baskısında da bu uygulanmıştır.

 

c) Hazırlayıcılar aynı cümlede "bitişik kelime" ve "ayrı yazılan birleşik kelime" diye iki kavram kullanıyorlar.

Demek ki bunlar ayrı şeyler.

"Bitişik kelime"nin ne olduğunu öğrenmek için, bunu sözlüklerinde arıyorsunuz, yok; ama "birleşik kelime" var. "Ayrı yazılan birleşik kelime"nin ne olduğunu anlamakta güçlük çekseniz bile, dilbilgisi terimi olarak "birleşik kelime" var. Yine dilbilgisi terimi olan (onların kullandıkları biçimle) "birleşik fiil", "birleşik isim" de var.

Ama "bitişik kelime" yok! Oysa bunu, yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu'nda bir terim olarak kullanıyorlar.

 

ç) Hazırlayıcılar, dilbilgisi terimi olan ve bunca yıl kullanılan "çoğul", "tekil" yerine "çokluk", "teklik" sözcüklerini kullanıyorlar.

(Burada ayraç açıp konuyu biraz irdelemek gerekiyor.

Sözlüklerine bakıyorsunuz, "çoğul", "tekil" var; onları dilbilgisi terimi olarak göstermişler ve tanımlamışlar.

Öte yandan "çokluk", "teklik" de var, onları da tanımlamışlar.

"Çokluk"un dilbilgisi terimi olduğu belirtilmemiş, anlamları arasında terimsel bir anlam da yok; ama "teklik" dilbilgisi terimi olarak gösteriliyor.

Yalnızca "çokluk"la bağlantılı sayılabilecek bir terim, "çokluk eki" gösterilmiş.

Demek ki hazırlayıcılar, bunca yıldır kullanılan "çoğul", "tekil" yerine "çokluk", "teklik" sözcüklerini kullanmayı yeğliyorlar ama bu da terimsel karışıklığa yol açıyor.  Ayrıca sözlüklerinde aynı kavramı iki ayrı sözcükle göstermiş oluyorlar.

Şaşılası bir durum daha var: "Çokluk"un üç anlamı var ve herhangi bir anlamının dilbilgisi terimi olduğu belirtilmemiş, "çoğul"a da gönderme yapılmamış. Buna karşılık "çoğul" gerekli biçimde tanımlanmış, demek ki yeğlenen "çoğul". Öte yandan "çoğul eki" maddesinde okur "çokluk eki"ne gönderilmiş ve tanım da orada yer almış.

Şaşılacak bir başka durum: "Tekil" madde başı olarak var, bir dilbilgisi terimi olarak gösterilmiş ve tanımlanmış, şöyle deniyor: "Kelimelerde bir varlığı veya çekimli fiillerde bir kişiyi bildiren biçim, teklik, müfret, çoğul, çokluk karşıtı."

"Teklik" de madde başı olarak var ama bu sözcük üç anlamlı bir sözcük; "teklik"in ikinci anlamının dilbilgisi terimi olduğu belirtilmiş ve tanım burada da yapılmış, o da şöyle: "2. gr. Kelimelerde, tek kişiyi veya varlığı bildiren biçim, çoğul, çokluk karşıtı."

Aynı kavram ama değişik sözcüklerle tanım!

Ayrıca "tekil" sıfat, "teklik" ad (isim) olarak gösteriliyor.)

 

d) "Bu baskıda doğu kökenli olsun, batı kökenli olsun bütün yabancı söz varlıklarının özgün biçimleri, hangi dilden geldikleri gösterilmeye çalışılmıştır" deniyor ve örnekler veriliyor.

"Çalışılmıştır" sözüne sığınmışlar.

Böylece pek çok yabancı  sözcüğün hangi dilden geldiğini göstermekten kurtulmuşlar. 

Örneğin "akkirpani" hangi dilden? [Türkçe Sözlük, sayfa 61: akkirpani is. Ak, fakat kirli.]  Türkçe mi, yabancı kökenli mi?

 

e) "5. Madde başı sözlerin açıklanmasında bir başka incelik de kullanım sıklığı, eskilik ve halk dilinde yaşama özelliğidir. Yaygın kullanımdaki sözler için herhangi bir kısaltma verilmemiştir, eskilik için esk. , halk arasında yaşayan sözler için hlk. kısaltmalarına yer verilmiştir." deniyor.

Sözlüğü taradığınızda görüyorsunuz ki bu da gerçeği yansıtmıyor. Pek çok eski sözcükte, halk ağzında yaşayan pek çok  sözcükte bu uygulanmamış.

 

f) " ..... özel adlarla kurulmuş deyim ve atasözlerine" yer verildiği; "ancak bunların sözlükte yer alabilmesi için özel adın madde başı yapılması gerektiği", yani yapıldığı belirtilmiş.

Özel adla başlayan deyim ve atasözlerinin sözlüğe alınması yenilik değildir, bunları her sözlükte bulabilirsiniz. Kendi sözlüklerinin daha önceki baskılarında da bunlar yer almıştır. Burada yenilik diye öne sürülen, "özel adın da madde başı yapılması"dır.

Ancak, bunun da tam olarak becerilemediği görülüyor. Örneğin Hanya'yı Konya'yı anlamak deyimi anlamak, Dingo'nun ahırı deyimi ahır, Ahfeş'in keçisi gibi başını sallamak deyimi keçi  maddesinin içinde verilmiş.

Daha pek çok örnek gösterilebilir. Halep oradaysa arşın burada deyimi arşın maddesinde, ama "Halep" özel adı "Halebî" biçimine sokularak yer almış: Halebî ordaysa arşın burada.  (Bu deyim arşın  maddesinde ele alınacaktır.)

 

g) Artık özel ada bağlılığı düşünülmez olmuş ve  alicengiz oyunu biçimine girmiş olan deyimi de iki satır arayla iki türlü yazmışlar: Ali Cengiz oyunu  ve Ali Cengiz Oyunu.

 

ğ) "9. Bundan önceki baskılarda yer alan madde içindeki birleşik kelimelerin madde başına gönderilmesi düzeni bu baskıda uygulanmamıştır." deniyor. Bunların alfabetik sırada aranması gerektiği belirtiliyor.

Böylece  gereksiz "tekrar"ların ve sözlüğün oylumunun artmasının önlendiğini düşünüyorsunuz.

Ama hemen bunun ardından, "10. Bu baskıda uygulamaya çalıştığımız bir yenilik de, 'madde başı gönderme' düzenidir. Söz gelişi bey kelimesinin oluşturduğu birleşik sözler madde başında alfabe sırasıyla yer almaktadır. Bununla birlikte okuyucuyu bilgilendirmede ve aramada kolaylık olsun diye bu birleşik sözler bey  maddesinin sonunda bir ok (→ ) işaretinin ardından alfabetik sırada  ve siyah, eğik  yazıyla  gösterilmiştir:  →bey armudu, beybaba, beyefendi, bey erki, beyzade  ",  diye bir açıklamaları var.

Yani "yenilik" diye öne sürdükleri ve uyguladıkları, alfabetik sırada zaten var olan sözcüklere ve söz öbeklerine sözlükte bir kez daha yer vermek, böylece sözlüğün oylumunu gereksiz yere artırmak olmuş. 

Sözlükçülükte böyle bir yöntem yok;  şu var ki olmaması, uygulanmamasını gerektirmez; gerektirmez ama, bunun gereksizliği ve gülünçlüğü de açıktır. Söz konusu sözlüğü inceyenler bunu görecektir. Örneklendirmek için, sözlükten art arda gelen birkaç madde başını olduğu gibi aktarıyoruz (ve bu uygulamanın yararsızlığını, ilkelliğini, gülünçlüğünü görmeyi ve bunu değerlendirmeyi de okura, kullanıcıya bırakıyoruz):

abstre s. Fr. abstrait  Soyut, somut karşıtı, mücerret.

→ abstre sayı

abstre sayı is. bk. soyut sayı.

absürt s. Fr. absurde  Saçma.

→absürt tiyatro

absürt tiyatros. bk.  saçma tiyatro.

Almıla:
h) Sözlükçüler, "c. Dilimize yeni girmeye başlayan, üstelik özgün yazımlarıyla dikkati çeken sözler, Türkçe okunuşlarıyla madde başı yapılmıştır." diyor. Bunu alkışlamak istiyorsunuz ama ardından şu açıklama geliyor: "Bu tür sözlerin özgün yazılışları da madde başında siyah, eğik yazıyla gösterilmiş; fakat burada tanım verilmeyerek Türkçe okunuşlu  madde başına gönderme yapılmıştır."

Birçok sözcüğü yabancı yazımla sözlüğe almışlar ki, bu tutum yazım yönünden de dilimizin yabancı öğelerle dolmasına yol açacaktır.

Böyle bir uygulamanın geçerli hiçbir gerekçesi yoktur. Bu, doğru bir uygulama değildir.

 

3. "Yazım ve söyleyişle ilgili açıklamalar" Üzerine

 

a) Bu başlıkta da görüldüğü üzere, hazırlayıcıların "imlâ" yerine "yazım" sözcüğünü yeğlemeleri, kullanmaları övgüye değer. Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu'nun adının da ilerdeYazım Kılavuzu  olması umulabilir.

 

b) Sözlüklerinde ve kılavuzlarında yazımını gardırop olarak gösterdikleri sözcüğü burada iki kez gardrop biçiminde yazmışlar. (İki kez böyle yazıldığı için dizgi yanlışı olduğu düşünülemez.)

 

c) Sözlükte, kimi madde başı durumundaki tek seslemli (heceli) eylemlerin geniş zaman ekiyle durumları gösterilmiş:

almak, –ır

bilmek, –ir

göçmek, –er

yanmak, –ar

 

Ötümsüz ünsüzle sona eren kimi eylem kök ve gövdelerinde bu ünsüzler iki ünlü arasında ötümlüleşiyorsa bu durum da belirtilmiş:

etmek, –der

gitmek, –der

gütmek, –der

 

Bunların da bu açıklamalar bölümünde örneklerle açıklanması gerekirdi, bu yapılmamış. Yani kullanıcı bunları bilir varsayılmış.

 

(Yeri gelmişken şunu belirtmemiz gerek: Sözlükte, her iki durumdaki eylemlerin birçoğunda bunun uygulanmadığı görülüyor. Bu, yöntemsel olarak eksikliktir.

Öte yandan, ahit  sözcüğünün  etmek  yardımcı eylemiyle bileşerek oluşturduğu biçim olan ahdetmek'te ve bunun gibi kurulmuş kimi sözcüklerde de bu uygulanmış ki yanlıştır. Yani ahdetmek sözcüğü  ahdetmek, –der  biçiminde gösterilemez. Nitekim hazırlayıcılar, sözlüklerinde yer alan hazzetmek, hissetmek gibi bileşik eylemlerde bunu uygulamamışlardır. Burada "ahd"ı tek seslem saysak bile "etmek"in ilk seslemini gözden uzak tutamayız. Yani "–mek"i aradan çıkarırsak, sözcük ahdet– biçimine girer ve iki seslemli olur. Sanıyoruz burada yanılmaya yol açan, etmek'in geniş zamanında "t"nin ötümlüleşmesi olayıdır.  Kaldı ki "ahit" sözcüğünün sonundaki ötümsüz ünsüz de, kendisinden sonra "i", "e" gibi bir ünlü gelirse ötümlüleşir ve sözcük şu biçimi alır: ahit, –hdi, –hde. Örnek: Ahdine sadık kal. Ahde aykırı davrandın.  Yani "ahit" sözcüğünün bu durumunu belirtmek yeterlidir.)

 

4. "Kısaltmalar" Üzerine

 

"Kısaltmalar"da yer alan O. T.   "Osmanlı Türkçesi" imiş. Ayrıca Türkçe için de T.  kısaltmasını kullanmışlar. Yani T.  kısaltması bir yerde "Türkçesi"nin, bir yerde "Türkçe"nin göstergesi oluyor. Biraz karışık.

Ama üzerinde durulması gereken, şimdiye değin "Osmanlıca" denilen ve her sözlükte Osm. kısaltmasıyla gösterilen (sözlüklerinin bir önceki baskısında da böyle göstermişlerdi) dil, "Osmanlı Türkçesi" olmuş. Yani biz Türkçeciler, bundan sonra Osmanlıcaya karşı savaşımımızı Osmanlı Türkçesine, yani onlara göre Türkçeye karşı mı yürüteceğiz?

 

5. "İşaretler" Üzerine

 

"< Yabancı kelimelerin Türkçeye geçtiği dil ile ilk kaynağı olan dilin kısaltması arasına konur." denmiş.

Burada kendi uygulamaları söz konusu olduğuna göre son sözcük "konulmuştur" olmalıydı.

 

6. SÖZLÜK

 

Buraya değin girişteki tutarsızlıkları belirttik. Şimdi de, söz konusu sözlüğün yalnızca "A" harfinde (sayfa 1-186) rastladığımız tutarsızlıkları, pürüzleri, yanlışları vb. alfabetik sıra izleyerek aşağıda sunuyoruz.

Bu arada, söz konusu sözlüğün dizgisiyle ilgili bir yönü belirtmekten kendimizi alamayacağız: Sözlük, bilgisayarda dizildiği halde dizgi yönünden de çok ilkel, çok  şişirilmiş. Sözlük kullanıcısı bunu hemen görüyor. Örneğin sözlüklerde genellikle madde başı dışardan, dönen satırlar biraz içerden dizilir. Bu sözlükte bunun tersi uygulanmış. Ayrıca sözcükler ve satırlar arasında gereksiz boşluklar var, bunlar kolayca ortadan kaldırılabilirdi  ve böylece sözlüğün hem oylumu azaltılırdı hem de dizgi düzeni göze hoş gelecek bir biçime sokulmuş olurdu.

Bu incelemede kullanacağımız yöntem şu olacak: Önce, üzerinde duracağımız sözlük öğesini Türkçe Sözlük'ten, dizgi biçimini de koruyarak,  kimi kez kısaltarak da olsa olduğu gibi alacağız (aktarırken dizgi yanlışımız olabilir, o zaman sözlüğün basılı biçimine bakılmalıdır) ve buna "SÖZLÜKTEN" diyeceğiz; sonra da "DÜŞÜNCE"de düşüncelerimizi belirteceğiz.

 

1• SÖZLÜKTEN: a/e (III) ünl. Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiştirir: alsana, gelsene, olur a.

 

DÜŞÜNCE: Örnekte yazım tutarsızlığı var, "a/e" hem bitişik hem ayrı yazılmış. "Fiilin sonuna gelerek" denildiğine göre bitişik olması gerekir. Kimi sözcüklerde kalıplaşma söz konusu olsa bile, a/e  gerçekte ayrı yazılması gereken bir öğedir. "Alsana", "gelsene" örneklerindeki gibi bitişme durumunda bunları birer sözlük öğesi saymak gerekecektir.

 

2• SÖZLÜKTEN: ab is. (a:b) Far.  āb esk. Su.

→ abıhayat, abıkevser, abıru, abuhava

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcükler sözlükte alfabetik sırada zaten var, burada fazladan yer verilmiş. Kullanıcı bu sözcükleri ab'da değil abı–'da arar. Yukarda 2/ğ'de üzerinde yeterince durduğumuz için yalnızca vurgulamak istedik. Böyle binlerce "tekrar" ile sözlüğün oylumu gereksiz yere şişirilmiş.

 

3• SÖZLÜKTEN: aba is. Ar.  .......  2. Bu kumaştan yapılmış yakasız ve uzun üstlük:"Bir abam var atarım, nerde olsa yatarım.", "Abanın kadri yağmurda bilinir."   

 

DÜŞÜNCE: Madde başının 2. anlamına örnek olarak iki atasözü birden verilmiş; örnek verilen bu atasözlerinin aba maddesinin içinde iç madde olarak  yer alması ve anlamlarının açıklanması gerekirdi. (Böylesi savsaklamalar sözlükte pek çok, yerleri geldikçe gösterilecektir.)

 

4• SÖZLÜKTEN:  (birine) abayı yakmak tkz. gönül vermek, tutulmak, âşık olmak: "Sen mi verdin ona gönül, yoksa o mu yaktı sana daha önce abayı?" –O. C. Kaygılı

 

DÜŞÜNCE: Örnek devrik tümceyle kurulmuş; deyimi kalıp olarak kullanmış bir örnek daha uygun  olurdu.

 

5• SÖZLÜKTEN: abdest is. Far. abdest (âb  su,  dest  el)

 

DÜŞÜNCE:  Sözcüğün Farsça bir bileşik sözcük olduğu açıkça görülüyor. (Ayraç içinde de açıklanmış zaten.) Ama sözcüğün Türkçede de bileşik bir sözcük olduğu gösterilmemiş. Bu sözcük başta olmak üzere sözlükte bulunan bileşik sözcüklerin hiçbirinin bu durumları belirtilmemiştir. Bu çok önemli bir eksikliktir.

 

6• SÖZLÜKTEN:  abdest almak 1) abdest yoluyla arınmak: Boy abdesti almak.

 

DÜŞÜNCE: Eğik (italik) dizilen örnek uygun değil. Çünkü "boy abdesti" ayrı şeydir. Örnek abdest alıp yattı  vb. biçiminde olmalıydı. Hazırlayıcılar belki de, "abdest almak"ın ilk anlamını "boy abdesti almak" olarak da vermek istemiştir; ama o zaman bu sözcüklerin eğik (italik) değil düz dizilmesi ve "abdest yoluyla arınmak"tan sonra iki nokta değil virgül konulması gerekirdi.

(abdest sözcüğünün bu biçimde yazılması da yıllardır uygulanan yazıma aykırıdır; eski TDK bunun halkın söylediği biçimde yazılması gerektiğini düşünerek yazımını "aptes" olarak kabul etmiştir.)

 

7• SÖZLÜKTEN: abone is. (abo'ne) Fr. abonné  ........ 3. mec.   Bir yere gitmeyi alışkanlık haline getirmek.

 

DÜŞÜNCE: Bu tanım "abone" için yanlıştır, madde içindeki abone olmak'ta yer almalıydı; abone olmak  maddesinde ise tek anlam verilmiş ve bu değişmece (mecaz) anlam gösterilmemiş.

 

8• SÖZLÜKTEN: abrakadabra is  1. Eski çağlarda bazı hastalıklara iyi geldiğine inanılan büyülü söz. 2. Sihirbazların sıkça kullandığı büyülü söz.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden Türkçeye girdiği belirtilmemiş. Ayrıca "büyülü söz" olmaz, "büyü yapılırken kullanılan söz" (daha doğrusu "sözcük") denmeliydi.

 

9• SÖZLÜKTEN: abril is. Yun. hlk. Nisan, april. "Kork abrilin beşinden, öküzü ayırır eşinden." –Atasözü.

SÖZLÜKTEN: april is. İng. april  Nisan ayı, abril.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar sözcüğün yazımında, görüldüğü gibi, iki biçim uygulamışlar; okuru bir ona bir ona göndermişler. Hangisinin doğru olduğu, hangisini yeğledikleri belli değil. Biri Yunancadan, biri İngilizceden Türkçeye girmiş olarak gösteriliyor. Sözcüğün İngilizcesini göstermişler ama Yunancasını belirtmemişler.  Örnek verdikleri atasözünde de sözcüğü "abril" biçiminde yazmışlar. Ama aynı atasözünü korkmak  maddesinin içinde kork aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden  biçiminde vermişler ve "abril" sözcüğünü bu kez "april" biçilminde yazmışlar.

 

10• SÖZLÜKTEN: absürt tiyatro is. bk. saçma tiyatro.

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte saçma tiyatro  maddesi yok, onun için de bunun nasıl bir tiyatro olduğunu öğrenemiyorsunuz.

 

11• SÖZLÜKTEN: Ac kim.  Aktinyum'un kısaltması.

 

DÜŞÜNCE: aktinyum  elementi özel admış gibi, ekinden kesmeyle ayrılmış. Burada olduğu gibi bütün sözlük boyunca, elementlerin kısaltmaları verilirken, element adları özel admış gibi, eklerinden kesmeyle ayrılmış. Demek ki bu bir dizgi yanlışı değil.

 

12• SÖZLÜKTEN: acar s. Ar.  ‘acar  1. Atılgan, gözü pek, yiğit, kabadayı, yılmaz, kabına sığmaz: "Acar köpek leş başında belli olur." –Atasözü.  .... 3. Yeni: "Eskisi olmayanın acarı olmaz." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Burada örnek olarak kullanılan her iki atasözü de ayrı birer  madde olarak alınıp açıklanmalıydı, bu  yapılmamış.

 

13• SÖZLÜKTEN: acı   ....... 3. s. mec. keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: Acı soğuk. Acı çığlık. "Acı poyraz kuvvetle esiyordu." –O. Kemal.    ......7. mec. kırıcı, üzücü, dokunaklı, korkunç. "Acı şeyler Halûk, fakat gerçek."  –T. Fikret. "Acı söz  insanı dininden çıkarır." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğün 3. anlamında örnek olarak verilen acı soğuk, bir deyim olduğu için ayrıca madde olarak da verilmeliydi, verilmemiş. Oysa acı söz  maddesi var. Var ama, bu sözle başladığı ve acı'nın 7. anlamında örnek olarak kullanıldığı halde acı söz  insanı dininden çıkarır  atasözü de madde olarak alınmamış.

 

14• SÖZLÜKTEN: acıkmak (nsz)  1. Açlık duymak, yemek yeme ihtiyacı duymak. 2. (nsz)  Uzun süre bir şeyin yokluğunu çeken kimse, o şeyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyeceğini düşünür: "Acıkan doymam, susayan kanmam sanır." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Bir kez, (nsz)  kısaltması başa konulduğu için, sözlükçülük yöntemine göre, sözcüğün bütün anlamları için kullanılmış demektir, ikincisine gerek yoktur, konulursa yönteme ayrkırılık oluşturur.

Öte yandan, kendi sözlüklerinin bir önceki baskısında bu sözcüğün tek bir anlamı olduğu görülüyor; bu baskıda ona ikinci bir anlam yüklemek istemişler ama becerememişler. Çünkü sözcüğün 2. anlamı olarak verdikleri tanım, açıklama ("Uzun süre bir şeyin yokluğunu çeken kimse, o şeyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyeceğini düşünür" açıklaması) örnek diye kullandıkları acıkan doymam, susayan kanmam sanır   atasözünün açıklamasıdır. O zaman da söz konusu atasözünü bir iç madde olarak düzenlemek gerekirdi. Bu yapılmamış.

 

15• SÖZLÜKTEN: acındırmak (–i, –e)  Bir kimsenin acımasına yol açmak, merhamete getirmek.

 

DÜŞÜNCE: Tanımda anlatım pürüzü var: "Bir kimsenin acımasına yol açmak" düzgün ama, "bir kimsenin" sözü virgülden sonraki sözlerle de ilişkili olduğu için söz "bir kimsenin merhamete getirmek" biçimine girer ki, böyle Türkçe olmaz; virgülden sonra "onu" ya da "bir kimseyi" demek gerekirdi.

 

16• SÖZLÜKTEN: aciz, –czi maddesinin iç maddeleri: acz içinde olmak  gücü yetmemek, becerememek. acze düşmek  çaresiz kalmak, elinden birşey gelmemek.

 

DÜŞÜNCE: Madde başıyla ilk iç maddedeki acz yazımı tutarlı değil.

Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu'nda nasıl yazılacağı gösterilmemekle birlikte ikinci iç maddedeki "birşey"in "bir şey" biçiminde ayrı yazılması gerekirdi.

 

17• SÖZLÜKTEN: âcizane, –czi zf.

 

DÜŞÜNCE: Buradaki –czi'nin ne olduğunu anlamak olanaksız; yani sözcüğün âcziane biçimi de mi var ki? Çok ilginç!

 

18• SÖZLÜKTEN: âcizlik, –ği is. (a:cizlik)  Beceriksizlik, güçsüzlük. Acizliğinden başı belâdan kurtulamıyor.

DÜŞÜNCE: Madde başıyla eğik (italik) dizilmiş örnekteki yazım tutarsız. (Biri şapkalı, biri şapkasız yazılmış.)

 

19• SÖZLÜKTEN: aç s. 1. Yemek yeme ihtiyacı olan ve yemesi gereken, tok karşıtı: "Aç ne yemez, tok ne demez." –Divanü Lügati't-Türk.  ......

 

DÜŞÜNCE: Örnek verilen atasözü iç madde olarak verilmemiş. Merak eden atasözü sözlüklerine bakacak demek ki!

 

20• SÖZLÜKTEN: aç bîilaç s. 1. Sürekli olarak aç ve bakımsız: Babaları öldü, zavallı çocuklar aç bîilaç kaldılar. 2. Sürekli olarak aç ve bakımsız.

 

DÜŞÜNCE: Bu maddede çok gülünç bir durumla karşılaşıyoruz: Hazırlayıcılar maddeyi iki anlamlı olarak düzenlemişler ama iki anlam tanımı da sözcüğü sözcüğüne aynı!

Üstelik de bu birimin iki anlamı yok.

Ayrıca, örnekte de Türkçe pürüzü var, özne çoğulsa eylemin de çoğul olması gerekmez: ... çocuklar aç ve bîilaç kaldı  olmalıydı.

 

Almıla:
21• SÖZLÜKTEN:  açık  maddesi içinde iç madde: açıktan kazanmak

 

DÜŞÜNCE: Bu iç madde aynı zamanda açıktan  maddesinde de iç madde olmuş, yalnız orada açıktan (para) kazanmak  biçimine girmiş. Tanımları da aşağı yukarı aynı.

 

22• SÖZLÜKTEN: açık  çek is. tic. Üzerinde para miktarı yazılmamış, çek.

 

DÜŞÜNCE: Yazılmamış sözcüğünden sonra virgül olmayacak.

 

23• SÖZLÜKTEN: ad (I) maddesi içinde iç madde: ad çekilmek

 

DÜŞÜNCE: Bu iç madde  art arda iki kez verilmiş.

 

24• SÖZLÜKTEN: ad (I) maddesi içinde iç madde: adı çıkmak .... 2) hakkı olmayan bir ün kazanma.

 

DÜŞÜNCE: "kazanma" değil "kazanmak" olacak.

 

25• SÖZLÜKTEN: adacılık, –ğı is. fel. Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerekliğine karşıt olarak, tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, nominalizm.

 

DÜŞÜNCE: "Nominalizm"i bilenler, sözlüğün 20. sayfasında ve alfabetik sırada yer alan bu maddenin yanlış olduğunu, maddenin adacılık değil adcılık olması gerektiğini anlar, ama bilmeyenler bunun felsefede yeni bir kavram olduğunu sanır. Nitekim sözlüğün 24. sayfasında adcılık  yer almış ve buradaki "gerekliğine" sözcüğü de "gerçekliğine" olarak düzeltilmiş. Kısacası, bu  madde yanlış ve fazla.

 

26• SÖZLÜKTEN: adagio zf. (ada'cyo) İt. müz.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğü "adagio" yazıp "adacyo" okutmak, tutarsızlık değil mi?

 

27• SÖZLÜKTEN: adalet divanı is.   .........

 

DÜŞÜNCE: Merkezi La Haye'de bulunan uluslararası yüksek mahkemenin Türkçedeki adı ise, ki öyledir, bunun bir özel ad olduğu belirtilip Adalet Divanı biçiminde verilmesi gerekirdi.

 

28• SÖZLÜKTEN: adam  madde başında iç madde: adam akıllı bk. adamakıllı.

 

DÜŞÜNCE: Bileşik bir sözcük olarak kabul edildiğine ve belirteç olduğuna göre, ayrı yazılış biçiminin gösterilmesi gerekmezdi. Üstelik belirteçler madde başı yapıldığına göre, ayrı yazılsa bile, hazırlayıcıların uyguladıkları yöntem uyarınca madde başı yapılmalıydı.

 

29• SÖZLÜKTEN: adam  madde başında iç madde: adam hesabına koymak

 

DÜŞÜNCE: Böyle bir deyim yoktur, bir yazar kullanmış diye böyle yanlış bir biçim sözlüğe alınmaz; çünkü bu deyimin doğrusu adamdan saymak (ya da adam yerine koymak)'tır. Nitekim adam yerine koymak  iç madde olarak vardır. Tutalım ki böyle bir deyim var; o zaman bunların eşanlamlı olduğu belirtilmeliydi.

 

30• SÖZLÜKTEN: adam  madde başında iç madde: adam yerine koymak  adamdan saymak, varlığını kabul etmek: "Anasını durmadan nefes aldırmadan azarlıyor, babasını adam yerine koymuyor ağzını açarken susturuyordu." –R. H. Karay.

 

 DÜŞÜNCE: Anılan maddenin açıklamasında yer alan "adamdan saymak" deyimi sözlükte yok.

Eğik (italik) dizilen örnek tümce de deyimin adam yerine koymamak biçimine uygun, deyimin bu biçimi de var ama sözlükte yok. Öte yandan örnek tümcede "koymuyor"dan sonra virgül olmalıydı.

 

31• SÖZLÜKTEN: adam  madde başında iç madde: adam sen de! (veya yalnız adam)

 

DÜŞÜNCE: Burada "yalnız" sözcüğü de siyah dizildiği için "yalnızca" adam olması gereken ayraç içi, bu biçimiyle yanıltıcıdır; "yalnız" sözcüğüne hiç gerek yoktu, kullanılması sorun yaratmış. Aradaki farkı sözlükçüler çok iyi bilir.

 

32• SÖZLÜKTEN: adamak (–i, –e)  .... 2. mec. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek, ant niteliğinde söz vermek: "Adamak kolay, ödemek güçtür." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Bu atasözü de iç madde yapılıp açıklanmamış. 

Ayrıca burada örnek olarak kullanılması da pek yerinde değildir, çünkü bu atasözündeki "adamak", "ant niteliğinde söz vermek" değil, yalnızca "söz vermek", "vaat etmek"tir. Nitekim hazırlayıcılar adamakla mal tükenmez açıklamasında bunu "büyük vaatlerde bulunmak" anlamında ele almışlar.

 

33• SÖZLÜKTEN: adatma is. Adatmak işini yaptırmak.

 

DÜŞÜNCE: "Adatmak" değil "adamak", "yaptırmak" değil "yaptırma".

 

34• SÖZLÜKTEN: aday adayı is.  ..... 2. Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapılan ön seçimlere adaylığını koyan kimse.

 

DÜŞÜNCE: Buradaki "ve senatör" sözcükleri atılmalı, çünkü Türkiye'de "senato" yok.

Öte yandan bu tanımda anlatım pürüzü de var; "seçimlere adaylık" değil, söz konusu olan "seçimlerde adaylık"tır; dolayısıyla tümce ".... partisinde yapılan ön seçimlerde adaylığını koyan kimse" biçiminde kurulmalıdır.

 

35• SÖZLÜKTEN:  ad çekme is. Ad çekmek işi, kur'a.

 

DÜŞÜNCE: Tanımda  yer  alan  "ad çekmek"  sözü  burada  değil  sözlükte  madde  başı olan ad (I) 'de iç madde olarak yer almış.

Arapça "kur'a" karşılığı önerilen ve kullanılan adçekme, bileşik bir sözcüktür. Hazırlayıcıların bu bileşikliği kabul etmedikleri anlaşılıyor. O zaman onlara sormak gerekiyor: ad çekmeye girmek niçin ad (I) 'de değil de burada? O burada olduğuna göre niçin ad çekmek , ad çekilmek, ad çektirmek vb. burada değil de ad (I) 'de? Amaç kullanıcıya güçlük çıkarmak mı?

 

36• SÖZLÜKTEN: ad çekme madde başı içinde: ad çekmeye girmek .... 2) sp. oyunun başlangıcında, oyuncular arasında alan seçimi, başlama atışı veya karşılama hakkı için öncelik sağlayan iş.

 

DÜŞÜNCE: "Ad çekmeye girmek" böyle tanımlanmaz. Ad çekmeye girmek "ad çekme işlemine katılmak"tır.

 Hazırlayıcıların yaptığı tanım  spor terimi olarak "ad çekme"nin tanımıdır;  oysa ad çekme'ye bakıyorsunuz, "Ad çekmek işi, kur'a" deniyor; orada bu tanım yer almamış.

 

37• SÖZLÜKTEN: ad değişimi  is. bk. mecazımürsel.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların bakınız diye gönderdikleri "mecazımürsel", sözlükte madde olarak yok.

 

38• SÖZLÜKTEN: adem is. Ar.  ..... 2. Osmanlıca sözlerle birleşerek "–siz, –lik" anlamında kullanılır.

 

DÜŞÜNCE: Örnekler verilmemiş, verilseydi "adem"in genellikle "–sizlik" olduğu görülecekti; yalnızca "–siz" ya da "–lik" değil.

 

39• SÖZLÜKTEN: Âdem öz. is.  ...... 3. mec. İnsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

 

DÜŞÜNCE: Bu tanım "ad" değil "sıfat" tanımıdır; oysa sözcük özel ad olarak gösteriliyor.

 

39• SÖZLÜKTEN: Âdem baba is. mec.  .... 2. argo  Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca bağlayan kimse.

 

DÜŞÜNCE: Bu tanım tümüyle yanlış. Bütün argo sözlükleri bunu "hayatta hiçbir şeyi olmayan, kimsesiz serseri", "(hapishanede) parasız, aç, en kötü durumdaki mahkûm" vb. gibi tanımlamaktadır. Doğrusu da budur.

Ayrıca bu anlamda "âdem" sözcüğünün "âdemoğlu"nda olduğu gibi küçük harfle başlaması gerekir; çünkü burada özel ad değildir.

 

40• SÖZLÜKTEN: âdetimürettep, –bi is. Ar. ‘aded-i müretteb bk.  tam sayı.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar adet sözcüğünün "t"sinin ötümlüleşeceğini belirtiyorlar: adet, –di. Bu sözcüğün Arapça yazımının da ‘aded   biçiminde olduğunu gösteriyorlar.

Osmanlıca sözlükler andığımız tamlamayı aded–i müretteb olarak veriyorlar, kendileri de öyle göstermiş. Ama sözcüğü adetimürettep biçiminde vererek kendi kurallarını uygulamamışlar.

 

41• SÖZLÜKTEN: affetmek  maddesinde iç madde: affetmemek  bağışlamamak, hoş görmemek: "Kendisini bırakıp gittiğimden dolayı uğradığı ihanetin hıncı ile pek kolay affetmeyecekti." –R. H. Karay.

 

DÜŞÜNCE: Sözcük affetmek maddesinin olumsuz biçimi gibi tanımlanmış. O zaman bütün eylemlerin olumsuz biçimleri de sözlüğe alınıp tanımlanması gerekir. Ama böyle şey sözlükçülükte uygulanmaz. Ancak ayırtı (nüans) söz konusu olursa bu uygulanır. affetmemek, "karşısındakinin hatasından, zayıflığından doğan fırsatı kaçırmamak, ona acımadan bu fırsatı değerlendirmek, acımamak" gibi bir anlam edinmiştir ve sözlükte bu anlamıyla yer almalıdır.

Örneğin "trafik canavarı affetmez"de anlamdaki bu ayırtıyı buluyoruz.

 

42• SÖZLÜKTEN: agitato zf. (acita'to) İt. müz.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğün yazımıyla okunuşu arasında çelişki var. Bu da Türk diline aykırıdır.

 

43• SÖZLÜKTEN: agnozi is. Yun.  ...  Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sınav sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu.

 

DÜŞÜNCE: Bu açıklamada geçen "sınav sistemi", "sinir sistemi" olacak.

 

44• SÖZLÜKTEN: ağaçlıklı s.  Ağaçları bol olan (yer): "Burası şehrin en iyi semtlerinden birinde ve ağaçlıklı, sakin bir sokakta idi." –T. Buğra.

 

DÜŞÜNCE: Önce bir dil pürüzü: "Ağaçları bol olan (yer)" denmez, "ağacı bol olan (yer)" denir. Nitekim hazırlayıcılar ağaçlık  maddesinde böyle demişler.

"Ağaçlıklı" sözcüğü,  ünlü bir yazar kullanmış olsa bile yanlıştır; "ağaçlık" sözlükte var, "ağaçlıklı" sözlük dışı bırakılabilirdi.

 

45• SÖZLÜKTEN: ağ  benek, –ği is.                ağbeneklik, –ği is.

 

DÜŞÜNCE: İki ayrı madde, biri ayrı biri bitişik yazılmış, yazım tutarsızlığı var.

 

46• SÖZLÜKTEN: ağı ağacı is. bot.  Zakkum. ağı çiçeği is. bot.  Zakkum.

 

DÜŞÜNCE: Görüldüğü gibi, her ikisinin de bitkibilim (botanik) terimi  ve aynı bitki, yani "zakkum" olduğu  belirtiliyor. Bitkibilim terimi olan yalnızca "zakkum"dur, ötekiler halkın "zakkum"a verdiği adlardır, yani terimsel anlamları yoktur. O zaman onların terim olarak gösterilmesi yanlıştır. Burada bot. yerine hlk.  kısaltması kullanılmalıydı.

 

47• SÖZLÜKTEN:  ağır  madde başında  iç madde: ağır aksak yürümek (veya gitmek) pek yavaş olarak: Hava ve su kirlenmesine karşı mücadele ağır aksak yürüdü.

 

DÜŞÜNCE: Burada "pek yavaş olarak"tan sonra ya "yürümek", "gitmek" ya da "yapılmak, "uygulanmak" vb. gibi bir eylemlik olmalıydı. "Pek yavaş olarak" tanımı ağır aksak'ın tanımıdır ve yazık ki hazırlayıcıların sözlüğünde ağır aksak  maddesi yoktur.

 

48• SÖZLÜKTEN: ağır  madde başında  iç madde: ağır basmak

 

DÜŞÜNCE: Bu  madde işlenmiş ve hemen arkasından (biri, bir şey) ağır basmak  biçiminde bir madde düzenlenmiş. Oysa her ikisi de aynı. Bunların özdeş olduğunu kendi yaptıkları tanımlardan da mı anlamamışlar?

 

48• SÖZLÜKTEN: ağır  madde başında  iç madde: ağrına gitmek

 

DÜŞÜNCE: "Ağrına" değil "ağırına" olacak.

 

49• SÖZLÜKTEN: ağır ezgi is. alay  Çok ağır, yavaş yavaş, ahenkli: "Yaşlıca bir hanım, ağır ezgi, fıstıkî makam bir yürüyüşle bulunduğumuz yerin hizasına geldi." –A. Ş. Hisar.

 

DÜŞÜNCE: Türkçede böyle tek başına kullanılan ağır ezgi yoktur; bu söz ağır ezgi (ya da endam) fıstıkî makam biçiminde bir deyimdir.

Nitekim verdikleri örnekte de bu deyim geçmektedir.

Ancak bu deyim hazırlayıcıların sözlüğünde yoktur. Yalnızca "fıstıkî makam"ı ayrı bir madde yapmışlar, ki bu da deyimin kısa biçimidir. Ayrıca ağır ezgi de deyimin kısa biçimi olarak düşünülebilir. Hiç olmazsa bu belirtilmeliydi.

Bir yanlış daha: Hazırlayıcılar bu sözü ad saymışlar, oysa tanımlarına baksalardı bunun ad değil belirteç olduğunu göreceklerdi.

 

50• SÖZLÜKTEN:  37. sayfa.

 

DÜŞÜNCE: Sayfanın kılavuz sözcüğü yok, devamındaki sayfalarda da kılavuz sözcükler yok. Bu da bir yenilik demek ki! Bu yenilik (!) sözlükte  birçok  sayfada  uygulanmış.

 

51• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde: ağız ağıza ağzına kadar, tamamen: "Ardiyeler ağız ağıza dolmuştu." –S. F. Abasıyanık.

 

DÜŞÜNCE: "Baş başa", "göz göze" gibi "ağız ağıza (ya da"ağza")" da belirteçtir. Hazırlayıcılar belirteçleri madde başı yapmayı yöntem olarak benimsediklerine göre (nitekim "baş başa", "göz göze" madde başı), bunun madde başı yapılmamış olması, uyguladıkları yönteme aykırılık oluşturuyor.

 

52• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (bir şeyin adını) ağzına almamak

 

DÜŞÜNCE: Bu deyimin ad maddesinde ve (bir şeyin) adını ağzına almamak biçiminde yer alması gerekirdi; nitekim ad maddesi içinde adını ağzına almamak  olarak var. Buradaki yanlış yerde, yanlış biçim ve  gereksiz  bir  yineleme.

 

53• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (bir şeyin adını) ağzına almamak söz konusu etmemek, anmamak, söylememek: "Oğulları Amerika'ya kaçtığından beri karı koca ismini bile ağızlarına almıyorlardı." –Ö. Seyfettin.

 

DÜŞÜNCE:  Yukarıda 52. notta belirtilen, sözlüğün 38. sayfasında yer alan (bir şeyin adını) ağzına almamak  maddesi için söylediğimizi burada yeniden söylemek gereksiz; çünkü onunla aynı olan bu madde sözlüğün 39. sayfasında. Buna eski deyişle "mükerrer" deyip geçelim. Ama örnek tümcedeki "ismini" sözcüğüne dikkatinizi çekelim: Deyim "adını" diyor,  hazırlayıcılar örneği "ismini" biçimindeki bir kullanımdan seçmişler.

 

54• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (âlemin) ağzı torba değil ki büzesin

 

DÜŞÜNCE: Deyimin doğrusu  âlemin ağzı torba değil ki büzesin  biçimindedir, "âlemin" sözcüğünü ayraç içinde göstermek, deyimi bozmaktır. Bu deyimin yeri de bura değil âlem maddesidir; nitekim hazırlayıcılar bunu âlem  maddesi içinde âlemin ağzı torba değil ki büzesin biçiminde almışlar ve orada kullanıcıyı elin ağzı torba değil ki büzesin'e göndermişler. Göndermişler ya, kendisine gönderilen deyimin yeri yanlış; "kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü" anlamındaki el (I)'de iç madde olarak yer almış. Oysa "yabancı, halk, ahali, oba, aşiret" vb. anlamındaki el (II)'deki iç maddeler arasında olmalıydı.

Böyle bir saptama daha: el elden üstündür, taa arşa kadar  sözü de "yabancı, halk, ahali, oba, aşiret" vb. anlamındaki el (II)'de yer almış. Oysa el (I)'de iç madde olmalıydı, yani yeri yanlış.

Demek ki bu sözlüğü hazırlayan bilim adamları el (I) ile el (II)'yi ayıramıyorlar.

 

55• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (birinin adını) ağzına abdestle almak

 

DÜŞÜNCE: Bu deyimin ad maddesinde ve (birinin) adını ağzına abdestle almak biçiminde yer alması gerekirdi; ama orada yok. Buradaki biçimi ise yanlış. Çünkü deyimde önemli, temel olan "adını"dır, "ağzına abdestle almak" değil.

 

55• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (birinin) (veya ağzının içine) bakmak

 

DÜŞÜNCE: Bu  madde yanlış ve  düzenlenişi çok yanlış. Bu iç maddeyi sözlükçülükte şöyle düzenlemek gerekir: (birinin) ağzının içine bakmak.

Bu farkı, bu inceliği sözlükçüler çok iyi bilir.

 

56• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: ağzını tıkamak sözünü kesmek susturmak.

DÜŞÜNCE: "Kesmek"ten sonra bir virgül olmalıydı. Ayrıca deyimin önünde ya da sonunda ayraç içinde (birinin) sözcüğü bulunmalıydı.

 

57• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (bir kimse) ağzının içine baktırmak

 

DÜŞÜNCE: Deyimin doğrusu ağzının içine baktırmak'tır, ayraç içindeki "bir kimse" fazladır ve deyimin özgünlüğünü bozmaktadır.

 

58• SÖZLÜKTEN: ağız, –ğzı  madde başı içinde iç madde: (bir kimse) ağzının içine girmek

 

DÜŞÜNCE: Deyimin doğrusu (birinin) ağzının içine girmek'tir, ayraç içindeki "bir kimse" deyimin özgünlüğünü bozmaktadır. Hiç değilse "bir kimsenin" demeliydiler.

 

59• SÖZLÜKTEN: ağız kavafı is. Karşısındakini kandırmak için gerekli gereksiz çok söz söyleyen.

 

DÜŞÜNCE: Bu tanım bir sıfat tanımıdır, oysa "ağız kavafı"nın bir ad olduğu is. kısaltmasıyla belirtiliyor, öyleyse "söyleyenden sonra "kimse, kişi" gibi bir sözcük gelmelidir. Nitekim hazırlayıcılar "ağız kâhyası"nda bunu yapmışlar.

 

60• SÖZLÜKTEN: ağlamak (nsz, –e)   1. Üzüntü, acı, sevinç, pişmanlık aldanma vb.nin etkisiyle göz yaşı dökmek: "Ağlama ölü için, ağla diri için." –Atasözü.  ........ 4.  –e

 

DÜŞÜNCE: Örnek olarak kullanılan tümcenin "ağlamak" biçiminde bir sözcüğü içermesi yeğlenmeliydi; örneğin "ölüye ağlamak onu geri getirmez" gibi.

Örnekte kullanılan atasözü sözlüğe alınmamış.

Dördüncü anlamdaki –e  ayraç içinde olmalıydı: (–e).

 

61• SÖZLÜKTEN: ağrıkesen is. ve s. tıp   Ağrı duyusunu ortadan kaldıran, dindiren (ilâç vb.), analjezik. 

ağrı kesici is. tıp  Acıyı, sızıyı dindirici (ilâç).

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte alt alta gelen bu iki madde arasında bir ayırtı olup olmadığı bir yana, ikisinin de kuruluşu bir olduğu halde biri bitişik, öteki ayrı yazılmış.

Ayrıca ağrı kesici  için ad (isim: is. ) denmiş ama sıfat gibi tanımlanmış.

 

62• SÖZLÜKTEN: ağrısız s.   ...... 3 mec. Dertsiz, tasasız: "Azıcık aşım, ağrısız başım." –Atasözü. "Ağrısız baş yastık istemez." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Burada örnek olarak verilen birinci atasözü azıcık  maddesinde iç madde olarak yer almış ama orada "ağrısız başım" yerine "kaygısız başım" biçiminde. Bir atasözü ikili vb. biçimde ise, sözlükte bu gösterilir; örneğin  azıcık aşım, kaygısız (ağrısız, kavgasız) başım gibi.

Örnek olarak kullanılan ikinci atasözü ise burada iç madde olarak yer almalıydı; almamış.

 

63• SÖZLÜKTEN: ağ tonos is.  Gotik mimaride kullanılmış, ağ biçiminde  parçalı tonos.

 

DÜŞÜNCE:  Burada kullanılan "tonos", sözlükte madde başında tonoz yazımıyla yer almış; ayrıca aynı sözcüğü kendilerinin İmlâ Kılavuzu  da tonoz biçiminde gösteriyor. Ama aynı kılavuz, ağ tonoz  (ki bize göre bitişik: ağtonoz) olması gereken sözü sözlükte olduğu gibi ağ tonos yazımıyla veriyor.

Yeni TDK'nin kılavuzu da, sözlüğü de bu sözcüğün yazımında hem birbiri, hem de kendi içinde uyuşamıyor.

 

64• SÖZLÜKTEN: ağulamak (–i) Ağulamak.

 

DÜŞÜNCE: Bir sözcüğü kendisiyle tanımlamak! Peki ama, ne demek "ağulamak"?

Aslında "ağu" ve "ağulamak" eskimiştir, onun yerine bugün "ağı" ve "ağılamak" kullanılır olmuştur.  Bu madde şöyle düzenlenmeliydi:   ağulamak (–i)  esk.  bk. Ağılamak.

 

65• SÖZLÜKTEN: ağustos is Lât. Augustus  Yılın 31 gün süren sekizinci ayı: "Ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar örnek olarak verdikleri atasözlerini, deyimleri ayrı bir madde olarak tanımlamaya üşeniyor olmalılar. Pek çok atasözünü, deyimi örneklerde kullandıkları halde ayrı bir madde yapmıyorlar; böylece bu sözler sözlükte geçmekle birlikte tanımsız, açıklamasız kalıyor.

Bu atasözü de sözlükte madde başı ya da iç madde olarak yok.

 

66• SÖZLÜKTEN: ah madde başında iç madde: ah vah etmek pişmanlığını, üzüntüsünü dile getirmek: "Yaptığım deliliğe ne zaman ah vah diyeceğimi bir kestirebilsem!" –S. F. Abasıyanık.

 

DÜŞÜNCE: Madde "ah vah etmek" ama örnek tümce "ah vah edeceğimi" değil "ah vah diyeceğimi" biçiminde; yani ah vah demek diye bir madde olsaydı ona örnek olarak verilebilirdi. Bu durumda örnek uygun değil.

 

67• SÖZLÜKTEN: aha ünl. hlk. İşte burada: Bizim köy aha şuracıkta.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcük "işte burada" demekse, örnek niçin "Bizim köy aha  şuracıkta"? Bu sözün anlamı  "Bizim köy  işte  burada şuracıkta" gibi garip olmaz mı?

Eski TDK'nin Derleme Sözlüğü   bu sözcüğün birinci anlamını "işte", "orada", "hemen şuracıkta", "bu" sözcükleriyle karşılamış. Hazırlayıcılarsa "işte burada" karşılığını vermiş; o zaman örnek "Bizim köy aha!" biçiminde olmalıydı.

 

68• SÖZLÜKTEN: ahım şahım s. Beğenilecek, değer verilecek bir şey değil: "Oyun da pek ahım şahım bir şey değildi." –H. Taner.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar  "ahım şahım"a sıfat diyorlar ama tanımını deyim olarak yapmışlar, daha doğrusu yapmamışlar; çünkü aslında "ahım şahım" tek başına kullanılmaz; ahım şahım (bir şey) değil deyiminde geçer. Deyim, ayraçlar kaldırılarak, örnek verdikleri tümcede de görüldüğü gibi, ahım şahım bir şey değil biçiminde de kullanılır. Nitekim hazırlayıcılar, deyimi bu biçimiyle ah maddesi içinde "beğenilecek, değer verilecek bir şey değil" tanımıyla vermişler.

 

69• SÖZLÜKTEN: ahu is. (a:hu:)  ..... 2. mec. Güzel, ince, zarif kadın: "Gönül bir ahu güzele/Takılı takılı kaldı." –F. Halıcı.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğün anlamı "güzel, ince, zarif kadın" olduğuna göre örnekte geçen "ahu güzel" sözü, sözcüğün kullanımına uygun bir örnek değil; "gönül bir ahuya  ...." olmalıydı.

 

70• SÖZLÜKTEN: ak is.  .....  3. s. Temiz namuslu: Alnı açık, yüzü ak.

 

DÜŞÜNCELER: "Temiz" ve "namuslu" sözcükleri arasında bir virgül olmalıydı.

Maddenin bu anlamı bu işlemle yine de düzelmiş olmaz, çünkü "ak" sözcüğünün tek başına böyle bir anlamı yoktur, ancak "alnı ak", "yüzü ak" gibi sözlerin böyle bir anlamı vardır.

Örnek olarak verilen "alnı açık, yüzü ak" bir deyimdir ve "temiz, namuslu" demektir. Nitekim bu deyim, hazırlayıcıların sözlüğünde "alın" maddesi içinde yer almıştır.

 

71• SÖZLÜKTEN: ak is.  madde başında iç madde: ak pak 1) tertemiz; 2) saçı sakalı ağarmış.

 

DÜŞÜNCE: Sıfatları madde başı yapıyorlar, uyguladıkları yönteme göre bunun da madde başı olması gerekirdi.

 

72• SÖZLÜKTEN: ak is.  madde başında iç madde: (birinin) dediğine kara demek

 

DÜŞÜNCE: Besbelli ki söz, (birinin) ak dediğine kara demek biçiminde olacaktır, yoksa böyle bir sözün ak  maddesi içinde işi ne?

 

73• SÖZLÜKTEN: akala is.  Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcük, sözlüğün önceki baskısında ak  ala biçiminde, böyle ayrı yazılmıştı, Türkçe "ak" ve "ala" sözcüklerinden kurulmuş gibi duruyordu; bu baskıda bitişik yazmışlar ama hangi dilden olduğunu yine belirtmemişler.

 

74• SÖZLÜKTEN: akçe is.  madde başında iç madde: geçer akçe herkesçe, aranılan, beğenilen, muteber: "Gitgide geçer akçe olmaktan çıkmıştır." –H. R. Gürpınar.

 

DÜŞÜNCE: "Geçer akçe" sözü ve örneği, olduğu gibi, "G" harfinde madde başı olarak da verilmiş. Doğru yeri de orası, bura değil.

Küçük bir not daha: "herkesçe"den sonraki virgül atılmalıdır, çünkü doğru olan "herkesçe aranılan", daha da doğrusu "herkesçe aranan"dır.

 

75• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde:  akıl akıl, gel çengele takıl bir sorunun nasıl çözümleneceğini düşünememe durumu.

 

DÜŞÜNCE: Bu deyim, şaka yollu bir söz olarak, bir işte çözüm bulamamaktan bunalma durumunda söylenir; yani böyle bir durumu anlatan bir söz olarak kullanılır. Öyleyse tanımda eksik olan "söylenir" sözcüğüdür ve "durumu" sözcüğünü "durumunda" yaparak tanımın sonunu "durumunda söylenir." biçimine sokmalıyız ki anlam tamamlansın.

 

76• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: akla fenalık vermek çok şaşırmak, çıldıracak gibi olmak, zıvanadan çıkmak. "Aman yarabbi, akla fenalık verecek hadiseler bundan sonra başladı." –R. H. Karay.

 

DÜŞÜNCE: Deyimin buradaki tanımı tümüyle yanlıştır; çünkü anlamı, bunun tam tersi, "çok şaşırtmak, çıldırtmak, zıvanadan çıkarmak"tır. Seçtikleri örnek tümce de hazırlayıcıları uyarmamış demek ki!

 

77• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç maddeler: (bir şey) akıldan çıkmak  unutulmak.  akıldan çıkmak  unutmak.

 

DÜŞÜNCE: Görüldüğü gibi iki iç madde; ikisi de aynı olduğu halde biri "unutulmak", öteki ise "unutmak" olarak karşılanmış. Birincisi doğru; ikincisi hem "mükerrer" hem kendisine verilen karşılık yanlış!

"Unutmak" için "aklından çıkmak" deyimi vardır. Nitekim hazırlayıcılar sözlüklerine onu da bu biçimiyle almışlar.

 

78• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: akıldan çıkmamak unutamamak.

 

DÜŞÜNCE: Deyimin anlamı "unutamamak" değil "unutulmamak"tır.

 

79• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: aklı bir yerde olmak düşünülmesi gerekenden başka bir şey düşünmek: "Aklı hep evde, Gülsüm'deydi." –Ö. Seyfettin.

 

DÜŞÜNCE: Bu deyimi aklı (bir yerde) olmak  ya da aklı ( ...-de) olmak biçiminde vermek, sözlükçülük yönünden daha doğru olurdu; örnek tümcede de açıkça görülüyor: Yazarın kişisinin aklı hem evde, hem evdeki Gülsüm adlı kişide. Deyimi aklı ...–de (olmak) biçiminde göstermek de olanaksız değil: Örneğin "Ben buradayım ama aklım hastamda", "Daha küçük o, aklı oyunda, derste değil" gibi kullanımlar var.

Gerçekte bu deyimin aklı başka yerde olmak deyimiyle yakınlığı söz konusudur. Hazırlayıcılar onu da almışlar ve anlamını "başka şeyler düşünmek" olarak vermişler.

 

80• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: aklı fikri bir şeyde olmak bütün düşündüğü bir konuda yoğunlaşmak. "Aklı fikri bostanda olduğu için bunlardan nasıl ayrılacağını tekrarlıyordu." –O. C. Kaygılı.

 

DÜŞÜNCE: Bu deyimin tanımı "bütün düşündüğü o şey olmak, o şeyden başka bir şey düşünememek" biçiminde olmalıydı.

Bir başka nokta: Sözlükçülük yöntemine göre  bu madde aklı fikri (bir şeyde olmak) biçiminde düzenlenmeliydi; çünkü, "aklı fikri parada, gözü başka bir şey görmüyor" kullanımında olduğu gibi, deyimin temeli aklı fikri sözcükleridir (ya da aklı sözcüğüdür); bu sözcüklerden sonra gelen sözcükler her zaman değişebilir, "bir kimsede","bir yerde", "bir şeyde" (olmak). aklı fikri, "aklı ve düşüncesi", "tek düşündüğü" demektir. O halde deyimi aklı fikri (bir şeyde olmak) olarak vermek gerekir.

 

81• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: aklı kesmemek   sonucu tahmin edememek, ilerisini görememek: Çocuktur yapar, henüz aklı kesmez.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünde aklı kesmek deyimi var ve şöyle tanımlanmış: "bir şeyin olabileceğine inanmak."

Deyim de, tanım da doğru.

Öte yandan, sözlükte hemen ondan sonra gelen aklı kesmemek, "aklı kesmek" deyiminin olumsuz biçimidir; anlamı da "bir şeyin olabileceğine inanmamak"tır. Yani, "aklı kesmemek" diye ayrı bir deyim yoktur.

Örnek verdikleri de gülünç, zorlama bir tümcedir.

Almıla:
82• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: aklına birşey gelmek şüphelenmek: "Beni kitap odanızdan çıkarıp yatak odanıza, meselâ bir möble antika göstermek için götürürseniz, kimin aklına bir şey gelir." –Ö. Seyfettin.

 

DÜŞÜNCE: "Bir şey" deyimde bitişik örnek tümcede ayrı yazılmış, tutarsızlık var. Doğru biçimi ayrı yazılandır.

 

83• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: akla sığmak (veya sığmamak) inanılacak gibi olmamak. "Ismarlama bir hükümdar soyu bulmak ve yaratmak pek akla sığacak bir yol görünmüyordu." –H. C. Yalçın.

 

DÜŞÜNCE: Burada verilen asıl deyim akla sığmak; örnek olarak verilen tümce de bunu gösteriyor, tümcede "sığmak" eyleminin gelecek zaman biçimi kullanılmış. akla sığmak, "aklın kabul edebileceği ölçülerde olmak"tır.

Hazırlayıcılar akla sığmamak deyimini ayrı bir deyim sayarak öyle düzenleme yoluna gitmemişler. O zaman da iş karışmış; çünkü ayraç içi yok sayılırsa, akla sığmak, "inanılacak gibi olmamak" anlamına gelir ki, bu yanlıştır. Nitekim hazırlayıcıların düzenlemesinde bu var.

Madde şöyle de düzenlenebilirdi: akla sığmak  (veya sığmamak)  inanılacak gibi olmak (veya olmamak).

O zaman da, bu iki biçimi karşılayacak iki ayrı örnek tümce gerekirdi.

 

84• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: aklına turp sıkayım tkz. birinin düşüncesini ve yaptığını beğenmemek: "Bu soğukta vapurun burasında oturmayı akıl edenin aklına turp sıkayım." –S. F. Abasıyanık.

 

DÜŞÜNCE: Deyimin biçimiyle verilen tanım uyuşmuyor.

Deyim aklına turp sıkmak biçiminde verilseydi, açıklama uygun olurdu; ama yazık ki deyim aklına turp sıkayım  biçiminde. Akıllıca olmayan bir iş, bir düşünce için söylenir.

O zaman, tanımı düzeltmek gerekiyor: "Çok aptalca bir düşünce bu, akıllıca değil, bu yaptığını akıllıca bulmuyorum  vb. anlamında söylenir."

 

85• SÖZLÜKTEN: akıl, –klı is. Ar.  ......  madde başı içinde iç madde: aklına vurmak  birden düşünüvermek. "Onun sarışın hayali ne zaman aklıma vursa, içimi bir acı kaplar." –C. Uçuk.

 

DÜŞÜNCE: Böyle bir deyim Türkçede yoktur, ama aklına gelmek, aklına düşmek deyimleri vardır.  Örnek tümce "...... ne zaman aklıma gelse  (düşse)...." biçiminde de kurulabilir. Bir tek yazarda ve bir kez rastlanmış bir kullanımı geçerli saymak ve onu ölçünlü (standart) dil sözlüğüne almak doğru bir yaklaşım değildir.

 

86• SÖZLÜKTEN: akılsal is. fel. Düşünceyi ve gerçeği somut değerlerle birbirine bağlayan hakikati içine alan şey.   

 

DÜŞÜNCE: Türkçede –sal/–sel addan ya da eylemden sıfat türetme eki. O halde "akılsal" bir sıfattır, ad değil.

 

87• SÖZLÜKTEN: akılsallaştırmak

 

DÜŞÜNCE: Madde açıklamasında yer alan "akılsa" sözcüğü "akılsal" olacak.

 

88• SÖZLÜKTEN: akılsız  madde başı içinde iç madde: akılsız başın cezasını ayak çeker (veya akılsız iti veya köpeği yol kocatır)

 

DÜŞÜNCE: Burada yakın anlamlı iki ayrı atasözü var; hazırlayıcılar bunları ayrı madde yaparak birbirine göndermede bulunmak istememişler, ama o zaman da ikinci atasözü akılsız iti veya köpeği yol kocatır biçimine girmiş, yani "veya" da atasözünde varmış gibi siyah dizildiği için böyle bir karışıklığa yol açılmış. Ayraç içindeki "veya"ların ikisi de beyaz dizilmeliydi.

 

89• SÖZLÜKTEN: akide şekeri is. bk. akide.

 

DÜŞÜNCE: Gönderme yapılan "akide", sözlükte (I) ve (II)  biçiminde iki ayrı madde olarak yer alıyor. Gönderilen "akide" bunların hangisi? Kullanıcı ikisine de bakmak zorunda. Bunu önlemek için "akide" sözcüğünün önüne (II) gelmeliydi, yöntem bunu gerektirir. Yazık ki hazırlayıcılar yönteme pek bağlı değiller ve sözlüklerinde böylesi durum pek çok.

 

90• SÖZLÜKTEN: akkirpani is. Ak, fakat kirli.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden geldiği belirtilmediği gibi, bileşik bir sözcük olduğu da belirtilmemiş. Buradaki "ak" Türkçe, peki "kirpani" Türkçe mi?

Sözlüklerinde "kirpani" diye bir madde yok. "Yaygın kullanımdaki sözler için herhangi bir kısaltma verilmemiştir" dediklerine göre, bu sözcüğü "yaygın kullanımdaki" bir sözcük saymamız gerekiyor. Oysa öyle değil. TDK'nin Derleme Sözlüğü'nde bile yok. Belki halk ağzında vardır da derlenmemiştir. Ama yaygın olmadığı kesin.

Sözcük ad olarak gösterilmiş, oysa ad değil sıfat olduğu sonundaki "i"den ve verdikleri tanımdan anlaşılıyor.

Bir başka nokta: Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu  bu sözcüğü ayrı yazmış: ak kirpani.

Aynı sözcük, anılan sözlüğün 51. sayfasında akkirpanî biçiminde, yani sonundaki "i" harfi "î" olarak gösteriliyor. Demek ki yeni TDK'ye göre bu sözcüğün üç türlü yazımı var ve üçü de olabilir. Bir tek sözcüğün yazımında bile böylesine tutarsızlık!

 

91• SÖZLÜKTEN: aklı evvel is. (a'klıevvel) Ar.  ‘akl + T. i + Ar. evvel  Akıllı geçinen. "Bizde de bir aklı evvel çıksa, şu son durumda yaraya şifa verecek neler söylerdi diye düşündüm." –H. Taner.

aklıevvel s. (a'klıevvel) Ar.  ‘akl-ı evvel  mec. 1. Densiz, münasebetsiz, sağduyu sahibi olmayan. 2. Kendisini en akıllı sanan.

 

DÜŞÜNCE: Alt alta gelmiş ve  biri ayrı biri bitişik olmak üzere aynı sözcüklerden oluşan iki madde başı. Oldukları gibi buraya aktardık. Biri ad biri sıfat olarak gösteriliyor. Söyleyiş vurgulamaları aynı. Hazırlayıcılara göre birindeki Arapça "akl" sözcüğüne Türkçe "i" gelmiş ve sözcük "aklı" biçimini almış; öteki, bitişik yazılan, Arapça bir sıfat. Biri tek, öteki iki anlamlı. Birine bir yazardan örnek tümce alınmış, iki anlamlı olanda ise örnek tümce yok.

Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu  bunlardan yalnızca aklı evvel biçiminde olana yer vermiş, öteki (bitişik yazılan) kılavuzda yok.

Yeni TDK sözlüğünün bir önceki baskısında (ki o sözlüğü hazırlayanlar arasında bu yeni baskıyı hazırlayanlardan üç kişi var) bu söze akıl madde başının içinde yer verilmiş, o da şöyle: "aklı evvel en doğruyu düşünür, her şeyi çok iyi bilir geçinen."

Türkçede kullanılan, Arapça sözcüklerle kurulmuş bir deyim bu. İster ayrı ister bitişik yazılsın, aynı deyimdir, iki ayrı söz değil. Nitekim, hazırlayıcıların tanımları bunu açıkça gösteriyor. Yoksa birincisini "akıllı geçinen" değil "her şeyi çok iyi bilen" ya da "üstün akıllı" gibi tanımlamaları gerekirdi!

 

92• SÖZLÜKTEN:  akordiyon bk. akordeon. akordiyoncu bk. akordeoncu.

 

DÜŞÜNCE: "Akordeon" sözcüğünün bu biçimde yazılması iyice eskimiştir, bugün kimse böyle yazmıyor; öyleyse bir ölçünlü (standart) dil sözlüğünde bunların ne işi var?

 

93• SÖZLÜKTEN: akort etmek çalgıların seslerini ayarlamak, düzenlemek.

akort yapmak çalgıların tellerini, ses veren araçlarını ayarlamak.

 

DÜŞÜNCE: Her ikisi de aynı, onun için bunu tek madde olarak düzenlemek gerekirdi.

 

94• SÖZLÜKTEN: akortlama is. Akortlamak işi.

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte akortlamak  maddesi yok, onun için "akortlama" neymiş, anlaşılmıyor.

 

95• SÖZLÜKTEN: akortlanmak (nsz)  Akortlanmak işi yapılmak.

 

DÜŞÜNCE: Madde kendisiyle açıklanmış, yani açıklanmamış. Oysa sözlükte akortlamak diye bir madde yer alsaydı ve bu maddenin tanımı "akortlamak işi yapılmak" biçiminde olsaydı, sorun azalırdı.

 

96• SÖZLÜKTEN: akortlatmak (–i) Akortlamak işini yaptırmak.

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte akortlamak  maddesi yok, onun için "akortlatmak" neymiş, anlaşılmıyor.

 

97• SÖZLÜKTEN: ak pak s.

 

DÜŞÜNCE: Bu söz ak  maddesinde de iç madde olarak da var, yani burada "mükerrer".

98• SÖZLÜKTEN: akrep, –bi (I)  Ar.   ........

Akrep, –bi (II)  öz. is. (burç) Ar. ‘akreb  ast.  Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları arasında yer alan burç. Zodyak.

 

DÜŞÜNCE: İki ayrı madde, biri cins adı, biri özel ad. Birinciye ad kısaltması olarak kullandıkları is.  konulmamış, dolayısıyla sözcük türü belirtilmemiş. Yazımları aynı olmadığı halde (yani biri büyük harfle başladığı halde) önlerine ayraç içinde romen rakamıyla (I), (II) konmuş. Öte yandan, hazırlayıcıların buna aykırı uygulamaları da var, örneğin Ari ve arî maddelerinde bunu uygulamamışlar.

Ayrıca Akrep özel adına gelen ek, kesmeyle ayrılır, sözcük "Akrebi" değil "Akrep'i" biçiminde yazılır. Dolayısıyla sonundaki  ,–bi yanlıştır.

Küçük bir not: Gökbilim terimi olan Akrep'te, özel ad kısaltmasından sonra gelen, ayraç içindeki "burç" sözcüğü de gereksizdir, çünkü "burç" olduğu zaten tanımda belirtiliyor.

Önemli bir not: Gökbilim terimi olan Akrep'in tanımının sonundaki "Zodyak" sözcüğüne dikkatlerin çekilmesi gerekiyor. Zodyak, bilindiği üzere, üzerinde on iki burcun yer aldığı kuşaktır, Türkçede gökbilim terimi olarak buna Burçlar Kuşağı denir. (Hazırlayıcılar bunu sözlüklerine burçlar kuşağı biçiminde almışlar; oysa Zodyak özel adsa ve büyük yazılması gerekiyorsa Burçlar Kuşağı da özel addır ve büyük yazılmalıdır.) Burada Akrep=Zodyak'mış gibi duruyor, oysa Zodyak'ın Akrep olmadığı açık. Sözlük tekniği yönünden o sözcüğün burada olması yanlış. Gönderme yapılmak isteniyorsa önüne ona göre bir im konulmalıydı.

 

99• SÖZLÜKTEN: aksona is.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden Türkçeye girdiği belirtilmemiş.

 

100• SÖZLÜKTEN: akşam  madde başı içinde iç madde: akşama kadar

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların yöntemine göre belirteçler madde başı yapılıyor, bunun da madde başı olması gerekirdi.

 

100• SÖZLÜKTEN: akşam  madde başı içinde iç madde: akşamdan

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların yöntemine göre belirteçler madde başı yapılıyor, bunun da madde başı olması gerekirdi.

 

101• SÖZLÜKTEN: al (I) is. hlk. Aldatma, düzen, tuzak, hile: "Al ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Burada örnek olarak verilen atasözü sözlükte madde olarak yok.

 

102• SÖZLÜKTEN: Al (II) kim. Alüminyum'un kısaltması.

al (II) is. 1. Kanın rengi, kızıl, kırmızı.  .......

 

DÜŞÜNCE: Her ikisinde de (II)  var, biri (III) olacak.

Ayrıca alüminyumun kısaltması olan Al'dan sonra böyle bir rakam gerekmez, çünkü yazımı farklı. Alüminyum bir özel ad olmadığı için kesmeyle ayrılması da yanlıştır.

 

103• SÖZLÜKTEN: alaçık, –ğı is. hlk. 1. Üzeri dal ve hasırla örtülmüş kulübe, çardak. 2.hlk. Keçeden yapılan çadır.

 

DÜŞÜNCE: Sözlük tekniği yönünden bir kısaltma, burada olduğu gibi, birinci anlam rakamından önce konulmuşsa bütün anlamları kapsar. Onun için ikinci anlamdaki hlk.  kısaltması gereksizdir.

 

104• SÖZLÜKTEN: alafranga tuvalet  is. Batı tarzında kapaklı, üzerine oturulabilen klozetli tuvalet.

 

DÜŞÜNCE: Tanımda geçen "klozetli" (ve "klozet"), "klozetli tuvalet" sözlükte yok.

 

105• SÖZLÜKTEN: ala sulu s. hlk. 1. Yeni olgunlaşmaya başlamış (meyve). 2. hlk. İyi pişmemiş, suluca (yemek).

 

DÜŞÜNCE: İki anlamlı bir madde. Sözlük tekniği yönünden bir kısaltma, birinci anlam rakamından önce konulmuşsa bütün anlamları kapsar. Onun için ikinci anlamdaki hlk.  kısaltması gereksizdir.

 

106• SÖZLÜKTEN: alavandalı bk. andavallı.

 

DÜŞÜNCE: Ölçünlü (standart) Türkçede böyle bir sözcük var mı ve hangi dilden dilimize girmiş; bu belirtilmemiş. "Andavallı" argo bir sözcük; "alavandalı" bunun halk ağzında aldığı biçim olsa bile bozuk biçim sözlüğe alınmamalıydı.

 

107• SÖZLÜKTEN: alay (I) is.  madde başı içinde iç madde: alay  malay hep birden, birlikte.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların uyguladığı yönteme göre belirteçler iç madde değil madde başı olarak yer alıyor; o halde bunun da madde başı olması gerekirdi.

 

108• SÖZLÜKTEN: → alay alay, alay beyi, alaybozan

 

DÜŞÜNCE: alay (I) maddesinden sonra böyle bir gönderme var. Ancak, hazırlayıcılar  alay alay, alay beyi   göndermesine (sözcüklerine) bir kez de alay (II)'den sonra yer vermişler. Eski deyişle "mükerrer" olmuş.

 

109• SÖZLÜKTEN: alelacayip s. (ale'lâca:yip) Ar. ‘'ale'l-‘aca’ib  Acayip üstü çok acayip, tuhaf, garip, bambaşka: "O zaman köprü böyle değildi, alelâcayip bir iskeleydi." –A. Rasim.

 

DÜŞÜNCE: Üstü sözcüğünden sonra virgül olacak.

 

110• SÖZLÜKTEN: alelhusus (I) zf.

 

DÜŞÜNCE: Bir başka "alelhusus" maddesi daha olmadığı için, burada (I) olmayacak.

 

111• SÖZLÜKTEN: alet edevat ç. is. (a:let edevat) Ar.  alet, Ar, edevat, edat''ın çokluk biçimi Bu el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar.

 

DÜŞÜNCE: Tanım "Bu el işini ...." diye başlıyor ama hangi el işi olduğu belli değil. Gerçekte ise sözcük "bu" değil "bir " olacak: "Bir el işini ...."

 

112• SÖZLÜKTEN: alev is.  madde başı içinde iç madde: alev bacayı (veya saçağı) sarmak ateş bacayı sarmak.

 

DÜŞÜNCE: Bir deyim böyle başka bir deyimle mi tanımlanır? Bu bir gönderme ise gönderme imi neden yok? (Ayrıca SÖZLÜKTEN: 113'e bakınız.)

 

113• SÖZLÜKTEN: alev is.  madde başı içinde iç madde: alev  saçağı sarmak bir olay, önüne geçilemez, tehlikeli bir duruma gelmek, ateş bacayı sarmak.

 

DÜŞÜNCE: "Alev bacayı sarmak", "alev saçağı sarmak", "ateş bacayı sarmak" ya da "ateş saçağı sarmak"; hepsi de aynı anlama gelen bir deyimin değişik biçimleri.

Sözlükte bu deyimin ateş bacayı sarmak biçimi temel alınacak ve tanım onda yapılacaksa buradaki iki maddenin tek bir madde olarak şöyle düzenlenmesi  gerekirdi: alev bacayı (veya saçağı) sarmak bk. ateş bacayı sarmak.

Sözlükçülük yöntemine göre bu gönderme, tanımın gönderilen yerde yapıldığını gösterir, onun için burada tanım gerekmez. Oysa hazırlayıcılar, burada da tanımlamışlar. (Fazla tanım göz çıkarmaz elbette, ama oylum artırır.)

 

114• SÖZLÜKTEN: alıcı kuş is. hlk. Atmaca. Alıcı kuşun ömrü az olur.

 

DÜŞÜNCE: Örnek olarak verilen söz, bir atasözüdür, bu belirtilmediği gibi ona madde olarak da yer verilmemiş.

 

115• SÖZLÜKTEN: alık alık zf.   madde başı içinde iç madde: alık alık bakmak aptalca, şaşkın şaşkın: "Hasta alık alık bakarak dinler." –Y. K. Beyatlı.

 

DÜŞÜNCE: Deyimler genellikle eylemlik (mastar) durumunda bir sözcükle biter, tanımlarının da buna göre yapılması gerekir. Bu deyim de, görüldüğü üzere, bir eylemlikle sona eriyor. O halde böyle belirteç (zarf) gibi tanımlanması yanlıştır.

 

116• SÖZLÜKTEN: alıkoymak  .... 4. (–den)  Mahrum etmek. "İlk iki karım beni dalmış olduğum macera âleminden bir adım alıkoymamıştılar." –H. R. Gürpınar.

 

DÜŞÜNCE: Burada dikkati çeken, örnek olarak verilen tümcedeki "alıkoymamıştılar" sözcüğüdür.

"Alıkoymamak", "alıkoymak"ın olumsuz biçimidir; onun yerine burada örnek  olarak, sözcüğün olumlu biçimini içeren bir tümce yer almalıydı. Şunu da eklemek gerekir: "alıkoymamıştılar" kullanımı da günümüz Türkçesinde hemen hemen hiç yer almaz olmuş, onun yerini "alıkoymamışlardı" biçimi almıştır. Verilen örneğin günümüz Türkçesine uygun olması gerekirdi.

Bir küçük not daha: "Alıkoymak" gibi Türkçe bir sözcüğün karşısına "mahrum etmek"i koymak, dilimizin özleşmesine aykırı bir tutumdur. Hazırlayıcılar sözlüklerinde, "mahrum" sözcüğünü "yoksun"la karşılamışlar, onu burada da kullanabilirlerdi; üstelik "mahrum" madde başında "mahrum etmek" de yok.

 

117• SÖZLÜKTEN: alın, –lnı is.   madde başı içinde iç maddeler olarak:

alın teri dökmek

alın teri ile kazanmak

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar alın teri'ni madde başı yaptıkları halde bu iki deyimi o madde başında iç madde olarak değil de alın  maddesi içinde vermişler. Böylece yöntem aykırılığı oluşmuş.

 

118• SÖZLÜKTEN: alim (I) s. (ali:m) Ar. ‘alim esk. Bilen, bilici.

âlim (II) s.  veis. (a:lim) Ar. ‘alîm  Bilgin.

 

DÜŞÜNCE: Bir kez daha vurgulayalım:Yazılışları, söylenişleri ve anlamları ayrı iki sözcüğü (I) ve (II) biçiminde göstermek sözlük tekniğine uygun değildir.

 

119• SÖZLÜKTEN: alivre s. Fr. à livrer    ...... 2 Dağıtım, dağıtma.

 

DÜŞÜNCE: Sözcük sıfat olarak gösteriliyor; ikinci anlamının Türkçe karşılığı ise, görüldüğü gibi ad, ama bu belirtilmemiş.

 

120• SÖZLÜKTEN: aliyyülâlâ zf. (aliyyüla:lâ:) Ar. aliyü'l–a‘lâ  En güzel, en iyi, en mükemmel.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcük, Türkçe karşılıkları da gösteriyor ki belirteç değil sıfattır. Öte yandan ölçünlü (standart) Türkçede yoktur, Osmanlıca metinlerde kalmıştır. Osmanlıca metinler için ise bugün Osmanlıca sözlükler vardır.

Hazırlayıcılar Osmanlıcayı "Osmanlı Türkçesi" terimiyle karşılıyorlar ve dolayısıyla Osmanlıcayı Türkçe olarak görüyorlar. Bu sözcüğü de onun için sözlüğe almış olabilirler ama hiç değilse esk.  kısaltmasıyla eski olduğunu da mı belirtemezlerdi? Belirtmediklerine göre bu sözcüğün günümüz Türkçesinde kullanılmakta olduğunu öne sürmüş oluyorlar.

HazırlayıcılarTürkçe Sözlük adını verdikleri bu sözlüğe daha pek çok eskimiş, Osmanlıca sözcüğü almışlar. Böylece Türkçeyi varsıllaştırmışlar (!) ve sözlüğün oylumunu artırmışlar.

 

121• SÖZLÜKTEN: al kan is. Fr. alcane kim. Doymuş alifatik hidrokarbonların genel adı, parajin.

 

DÜŞÜNCE: Fransızca bir sözcüğün Türkçe  "kırmızı kan"ı çağrıştıracak biçimde yazılması, bir dizgi yanlışı olsa da bir sözlük için kusurdur.

 

122• SÖZLÜKTEN: Allah öz. is.  ..... madde başı içinde iç madde: Allah müstahakını versin

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünün "müstahak" maddesine baktığınızda, sözcüğün şöyle gösterildiğini görüyorsunuz: müstahak, –kkı.  O halde bu sözde bu sözcüğün "müstahakını" biçiminde yazılması yanlıştır, "müstahakkını" olmalıdır.

 

123• SÖZLÜKTEN: almak  madde başı içinde iç madde: alır almaz hemen, derhal.

 

DÜŞÜNCE:  Hazırlayıcılar belirteçleri madde başı yapıyorlar ama bunu iç madde olarak vermişler. Sözlükte böyle iç maddelerde kalmış oldukça çok belirteç var.

 

124• SÖZLÜKTEN: alogami is. biy. Bir çiçek tepeciğinin başka bir çiçek tozu ile tozlanması.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden olduğu belirtilmemiş.

Bitkilerdeki tozlaşmadan, döllenmeden söz edildiği için bilim adı kısaltması da biy.  değil bot. olmalıydı.

Ayrıca "tozlanma", "tozlu olma, üstüne toz konma" demektir. Buradaki kullanımı yanlıştır; burada onun yerine "tozlaşma" ya da "döllenme" sözcüğü kullanılmalıydı. Çünkü burada söz konusu olan döllenme olayıdır. Madde şöyle olmalıydı: alogami is. bot.  tozlaşma.

 

125• SÖZLÜKTEN: Alp eren is. 1 Derviş. 2 Mücahit.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar alp madde başında sözcüğü böyle ilk harfi küçük olarak göstermişler, burada ise, özel admış gibi büyük yazmışlar.

Türkçede "alp" sözcüğü, bir özel ad olduğunda ya da Avrupa'daki  Alp Dağları'ndan söz edildiğinde büyük başlar.  (Dağ adı olan Alp'in Türkçeyle bir ilgisi yoktur.)

Nitekim hazırlayıcılar "Alp yıldızı" diye bir çiçek adını bu yazımla madde başı yapmışlar.

Sözcüğün bu maddede özel adlık bir durumu yok, o halde alp biçiminde yazılmalıydı. Günümüz Türkçesinde kullanılmadığına göre "alp eren"in eskimiş olduğu da belirtilmeliydi.

 

126• SÖZLÜKTEN: Alp yıldızı is. biy. Dağların çok yüksek yamaçlarında yetişen bir çiçek.

 

DÜŞÜNCE: Burada bir çiçekten söz edildiğine göre kısaltma biy. değilbot. olmalıydı. Ayrıca "Alp" sözcüğünün hangi dilden geldiği belirtilmeliydi. (Avrupa'daki Alp Dağları'nın adından geldiği açık. Fransızca alpe = dağ  sözcüğünden de gelmiş olabilir.)

Küçük bir not: Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu'nda bu madde alpyıldızı biçiminde. Kılavuzla sözlük arasında bir uyuşmazlık örneği daha.

 

127• SÖZLÜKTEN: alt  is.   .....  madde başı içinde iç madde: alttan alta

 

DÜŞÜNCE: Belirteç olan bu maddenin de hazırlayıcıların uygulamalarına göre madde başı olması gerekirdi.

 

128• SÖZLÜKTEN: → altın babası, altın baş   .........

 

DÜŞÜNCE: Göndermede altın  baş biçiminde ayrı yazılan sözcük, madde başında altınbaş biçiminde bileşik gösteriliyor (ki doğrusu da budur). Sözlükte, kendi içinde yazım uyuşmazlığı!

 

129• SÖZLÜKTEN:  altın kaplama is. herhangi bir metal altın suyuna batırılarak ince bir altın tabaka ile sarılarak altına benzetilmek. "Başına, altın kaplama tokalı, püsküllü bir şapka giymiş." –M. Ş. Esendal.

 

DÜŞÜNCE: Burada öncelikle dikkati çeken "benzetilmek" sözcüğü. Eylemlik (mastar) durumunda olan bir maddenin tanımının bir eylemlikle sona ermesi doğal. Ancak burada sözcük "kaplamak" değil "kaplama" biçiminde; dolayısıyla tanımın "–mek"li biçimde bir sözcükle sona ermesi yanlış.

Öte yandan, "altın kaplama" ad değil, sıfattır; onun için is. kısaltmasıyla ad olarak gösterilmesi de yanlıştır. Nitekim örnek tümcede "altın kaplama toka"dan söz ediliyor ki sıfak olarak kullanıldığı açıkça görülüyor.

Madde şöyle olmalıydı:

 

altın kaplama s. altın suyuna batırılarak üzeri ince bir altın tabaka ile kaplanmış olan (metal).

 

Sözlükçülük yönünden üzerinde durulması gereken önemli bir nokta daha var: Böyle "kaplama"yla kurulu söz öbekleri alınacaksa, hepsi alınmalı ama bunun sonu gelmez; örneğin "gümüş kaplama", "platin kaplama", "kurşun kaplama" vb. Hazırlayıcıların sözlüğünde bunlar yok, olması da bir eksiklik sayılmaz ama yalnızca "altın kaplama"nın bulunması bir fazlalıktır.

 

130• SÖZLÜKTEN: altın saat, –ti is. mec. İzlenme oranının en çok olduğu vakit, prime time.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar sözlükte yer vererek, "prime time" (bu yazılışla) diye İngilizce  bir sözü Türkçeye sokmuşlar ama bereket versin ki onu "P" harfinde madde başı yapmak yoluna gitmemişler. Onu bu yazılışla olmasa bile "praym taym" gibi bir yazılışla (ki böyle söyleniyorsa da böyle yazılışına henüz rastlanmadı) sözlüğe alabilirlerdi.

Öte yandan bu söze karşılık olarak önerilen  altın saat çok yeni, henüz hiç kimse kullanmış değil. Onun için ölçünlü bir sözlükte yeri olamaz.

Ayrıca, "İzlenme oranının en çok olduğu vakit" denmiş. Neyin izlenme oranı olduğu belirtilmemiş. Televizyonun en yoğun olarak izlendiği saat anlatılmak isteniyor; tanımının buna göre yapılması ya da sözün hangi alanda kullanıldığının kısaltmayla gösterilmesi gerekirdi.

 

131• SÖZLÜKTEN:  altın yıl is. Eşlerin birlikte ulaştıkları 50. evlilik yılı.

 

DÜŞÜNCE: Kullanım olarak yaygınlaşsa bile, "100. doğum yılı", "75. kuruluş yılı" gibi kullanımlar yanlıştır, çünkü 100 kez doğmuş, 75 kez kurulmuş gibi bir anlama da gelir. Onun için "doğumunun 100. yılı", "kuruluşunun 75. yılı" demek daha doğrudur.

Burada da "evliliklerinin 50. yılı" denmeliydi.

 

132• SÖZLÜKTEN: alto is. (l  ince okunur) İt. alto müz. 1. Kemanla viyolensel arası büyük keman, viyola. 2. müz. Kontralto.

 

DÜŞÜNCE: İki ya da daha çok anlamı bulunan bir maddenin başına konulan kısaltma, sözlükçülük tekniğine göre, bütün anlamları kapsar. Onun için buradaki ikinci müz.  kısaltması gereksizdir.

 

133• SÖZLÜKTEN: alyon is. hlk. Para babası: "İki Dulun Kocası adlı bir taklitli güldürü oynanmış ve Nerval'in gözünde büyümüş büyümüş alyon kesilmiştir." –S. Birsel.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden geldiği, argo olup olmadığı belirtilmemiş. Hazırlayıcıların maddeye koyduklarıhlk. kısaltmasına göre "halk ağzında" kullanılan bir sözcük olmalı, ama genel dil sözlüklerinde olmadığı gibi Derleme Sözlüğü'nde, argo sözlüklerinde yok. Belli ki sözcüğü yalnızca bir tek yazar kullanmış. Eskiden İstanbul'da han ve sokak adı olarak "alyon" vardı (şimdi de var olabilir), belki  Levanten bir soyadı. Örnek tümcede geçen "alyon kesilmek" de madde olarak alınıp tanımlanmamış.

 

134• SÖZLÜKTEN: amaç, –cı is.   ..... madde başı içinde iç maddeler:

amaç gütmek

amaç edinmek

 

DÜŞÜNCE: Alfabetiği yanlış. Bu durum iç maddesi çok olan maddelerde daha çok var. Onlar üzerinde de durulması, alfabetiklerinin düzeltilmesi gerekir.

 

135• SÖZLÜKTEN: amaç dışı is. Gaye dışı, hedeflenen amacın dışında.

 

DÜŞÜNCE: Kısaltma is.  ama söz, tanımlamaya göre sıfat.

 

136• SÖZLÜKTEN: ambale etmek (–i)   ......

ambale olmak (–nsz)  .......

 

DÜŞÜNCE: Bunlardaki "ambale" sözcüğünün hangi dilden olduğu  belirtilmemiş.

 

137• SÖZLÜKTEN: ambarlama is. Ambar durumuna gelmek: Buraya birtakım bilgi ve hüner ambarlamaları ile varılamaz.

 

DÜŞÜNCE: Örnek tümcede de açıkça görüldüğü üzere, ambarlama "depo etme" demektir. Oysa tanım "ambar (yani "depo") durumuna gelme" olarak verilmiş; üstelik de tanımda "–mek"li eylem kullanılmış, böylece iki yanlış birden yapılmış.

 

138• SÖZLÜKTEN: ambarlamak (–i)  Ambar işi yapmak.

 

DÜŞÜNCE: Tanım yanlış; çünkü "ambarlamak", "depoya, ambara koymak"tır. "Ambar işi yapmak"sa olsa olsa "ambarcılık" olabilir.

Ayrıca dikkat çekici olan şu: Hazırlayıcılar, yukarda da görüldüğü üzere ambarlama'yı "ambar durumuna gelme",  ambarlamak 'ı "ambar işi yapmak" olarak, yani birbiriyle ilişkisiz, ayrı şeylermiş gibi tanımlıyorlar.

 

139• SÖZLÜKTEN: amcazade is. (a'mcaza:de) Ar. ‘amm + T. –ca +Far. –zâde Amcanın oğlu veya kızı.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünde zade'nin karşılığı "oğul, evlat" olarak verilmiş; demek ki amcazade, "amcaoğlu" olmaktadır.  Kızlar için "amcazade" denmez.

Amcanın kız çocuğu için Türkçede "amca kızı" kullanılır. Dayı, hala, teyze kızları için de, "dayı kızı",  "hala kızı", "teyze kızı" denir.

Hazırlayıcıların sözlüğünde "dayıoğlu", "dayızade", "halaoğlu", "halazade", "teyzezade" de var; hepsi de böyle bitişik yazılmış; ama "amcaoğlu" sözlüğe alınmamış. Onun halk ağzında kullanılan biçimi olan "emmi oğlu" ise böyle ayrı yazılarak sözlüğe alınmış. "Teyzezade" maddesinin açıklamasında "teyzeoğlu" kullanıldığı  ve bu biçimde yazıldığı halde o da sözlüğe alınmamış.

 

140• SÖZLÜKTEN: amele ç. is. Ar. ‘amele, ‘amil'in çokluk biçimi İşçi, emekçi:"Tuğla harmanındaki ameleler etrafı aradılar." –S. F. Abasıyanık.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcük, çoğul olduğu halde, Türkçede genellikle "tekil" gibi kullanılır; nitekim hazırlayıcılar tanımda tekil sözcükler kullanmışlar, "işçi, emekçi" demişler.

Örnek verilen tümcede de, tekil bir sözcük gibi çoğul eki getirilerek kullanılmış, "ameleler" denmiş.

Ancak, hazırlayıcılar sözcüğü ç. is.  kısaltmasıyla verdikleri ve ayrıca bunu "‘amil'in çokluk biçimi" açıklamasıyla pekiştirdikleri için, örnek verdikleri tümceyle bu kısaltma ve açıklama arasında bir aykırılık oluşmuş.

Sözcüğün Türkçede tekil gibi kullanıldığının belirtilmesi gerekirdi.

 

141• SÖZLÜKTEN: Amentü öz. is. Ar. Kur'an surelerinden birinin adı.

 

DÜŞÜNCE: Kuran'da bu adı taşıyan bir sure yok. Özel ad da değildir. Nitekim yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu  da sözcüğü küçük harfle başlatmış, "amentü" biçiminde göstermiştir.

Bu söz Müslümanlığın temel inançlarıyla ilgili bir  sözdür ve "inandık", "iman ettik" anlamındadır. Değişmece (mecaz) olarak da "inanç ve uyulması gerekli kurallar" demektir.

Onun anlamının ne olduğunun açıklanmaması bir yana, ona "Kuran'ın surelerinden birinin adı" demek, bir sözlük için çok büyük, bağışlanmaması gereken bir bilgi yanlışıdır.

Tanımı yanlış ve yetersiz olan bir sözcüğü Türkçe Sözlük'e almak gerekmezdi. Bundan önceki baskıda yoktu.

 

142• SÖZLÜKTEN: Amerikan (I) öz. is. İng.

amerikan (II) is.

 

DÜŞÜNCE: Biri özel ad, biri tür adı olan bu sözcüklerin yazılışlarında farklılık olduğu halde (I), (II) diye gösterilmiş. Ayrıca ikinciye İng. kısaltması konmamış. Bu konuda daha önce de birkaç örnek verdiğimiz için, pek çok olduğu halde, üzerinde durmayacağız.

 

143• SÖZLÜKTEN: Amerikanca is. hlk.

 

DÜŞÜNCE: Özel ad olduğu belirtilmemiş.

 

144• SÖZLÜKTEN: Amerikanist is. Fr.

 

DÜŞÜNCE: Özel ad olduğu belirtilmemiş.

 

145• SÖZLÜKTEN: amfibi harekât is. ask. Kara ve deniz araçlarıyla yapılan manevra.

 

DÜŞÜNCE: Tanım yanlıştır. amfibi harekât, "hem karada hem de suda kullanılabilen araçlarla karada ve denizde yapılan manevra"dır.

 

146• SÖZLÜKTEN: amfiteatr is. Fr.  .....  3. coğr. Toprak parçası.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcüğün coğrafya terimi olarak "toprak parçası" anlamına geldiğini ilk kez öğreniyoruz. Nedir "toprak parçası"? Olsa olsa "herhangi bir toprağın bir bölümü"dür, örneğin bir tarlanın bir bölümü "küçük bir toprak parçası" olarak nitelendirilebilir. Peki, "amfiteatr" böyle bir şey midir?

Hazırlayıcılar, bu sözcüğün coğrafya terimi olarak anlamını "set set yükselen toprak parçası" biçiminde verselerdi böyle bir sorun oluşmayacaktı.

 

147• SÖZLÜKTEN: amonyaklamak (–i)  Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileşiği ile karıştırmak veya doyurmak.

 

DÜŞÜNCE: "Yemlerin" sözcüğü "yemleri" olacak.

 

148• SÖZLÜKTEN: amor is. Bir çeşit kumaş.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden dilimize girmiş? Tanım da yeterli değil; nasıl bir kumaş, özellikleri ne?

 

149• SÖZLÜKTEN: amudufıkarî is.

 

DÜŞÜNCE:  Hazırlayıcıların uyguladıkları madde başı gönderme düzenine göre, alfabetik sırada bundan önce olması gereken →amudufıkarî  sözcüğü amut'tan sonra verilmiş.

 

150• SÖZLÜKTEN: → an be an

 

DÜŞÜNCE: Madde başı göndermede böyle üç ayrı sözcük olarak verilen söz, gönderildiği yerde anbean biçiminde  bitişik  gösterilmiş. Yazım çelişkisi!

 

151• SÖZLÜKTEN: ana is.  madde başı içinde iç madde: anadan görme 1) annesinde gördüğü gibi. 2) mec. geleneksel.   .....

 

DÜŞÜNCE: Türkçede böyle bir deyim yoktur, "atadan dededen (ya da atadan babadan) görmek" vardır, "anadan doğma" vardır.

Bir yazarda rastlanan bir kullanımın deyim olarak sözlüğe alınması gerekmez.

Şu da düşünülebilir: "Anadan görme" varsa "babadan görme" de olmalıdır. Oysa hazırlayıcıların sözlüğünde "babadan görme" yok, demek ki Türkçede bulunmuyor; "anadan görme" de Türkçede yoktur.

 

152• SÖZLÜKTEN: ana is.  ..... madde başı içinde iç madde: ananın ak sütü gibi (helâl olsun) anamın sütü bana nasıl helâl ise, bu da sana öyle helâl olsun: "Şimşek gibi çakan ağrılardan beni kurtarsınlar, servetimin yarısını anamın ak sütü gibi vereyim." –R. N. Güntekin.

 

DÜŞÜNCE: Tanımda ve örnekte görüldüğü gibi ananın  sözcüğü  anamın  olacak.

 

153• SÖZLÜKTEN: ana bilim dalı is.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünde ana bilim diye bir madde yok.

 

154• SÖZLÜKTEN: ana düşünce is.  Temel fikir.

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte "temel fikir" maddesi yok, "ana fikir" var.

 

155• SÖZLÜKTEN: anafor is. Yun.  ....... madde başı içinde iç madde: anafordan argo  yolsuz ve emeksiz olarak.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcük bir belirteçtir, hazırlayıcıların uyguladıkları yönteme göre madde başı yapılmalıydı ve belirteç olduğu gösterilmeliydi.

 

156• SÖZLÜKTEN: anakonda is. (Brezilya yerli dilinden) zool.  Boğagillerden tropikal Güney Amerika'da yaşayan, avını sararak ve sıkarak öldüren yılan (Eunectes murinus).

 

DÜŞÜNCE: "Boğagillerden" sözcüğünden sonra virgül konacak.

Sözlükte boğagiller  maddesi yok, olamaz da; çünkü doğrusu boagiller'dir. Buradakinin de "boagillerden" biçiminde düzeltilmesi gerekir. Hazırlayıcılar "boa"yı "boğa" sanıyor.

 

157• SÖZLÜKTEN: analaştırma a. Analaştırmak işi.

analaştırmak (nsz)  Annedeki özellikleri kazandırmak: "...  kızları erginleştirip analaştıran yolu düşündüğünü ..." –T. Buğra.

 

DÜŞÜNCE: Önce, böyle bir eylem varsa, bu eylemin, onların deyişiyle "nesne almayan fiil" değil "–i'li nesne alan fiil" olduğunu belirtelim. Örnek verdikleri tümceye baksalardı bunu göreceklerdi.

Öte yandan, Türkçede bu tür kullanımlara bir ya da iki kez rastlanabilir; onu da yaygın kullanım saymak doğru değildir. Kaldı ki "analaştırmak" varsa "analaşmak", "analaştırılmak" gibi biçimler de var demektir. Bunlar varsa "babalaşmak", "babalaştırılmak", "babalaştırmak" da vardır. (Böylece her addan eylem türetilip sözlüğe alınabilir. Türkçe buna olanak verir.) Hazırlayıcılar bunları sözlüğe almadıklarına göre "analaştırmak"ı da almamalıydılar. Aldıklarına göre, en azından yöntem tutarsızlığına düşmüşler.

 

158• SÖZLÜKTEN: anasıl zf.  Kökten, asıl olarak, esaslı bir biçimde: "An asıl asker ve erkek bir kavim olmadıkları için askerliğin şanından hiçbir zaman nasipleri yoktur." –Y. K. Beyatlı.

 

DÜŞÜNCE: Sözlüğü bu  yeni baskıda Osmanlıca sözcüklerle daha bir doldurmuşlar. Örneğin bu sözcük, sözlüğün eski baskısında yoktur.  Üstelik de bu sözcüğü, Türkçeymiş ve bugün de kullanılıyormuş gibi göstermişler. Çünkü onun hangi dilden dilimize girdiğini belirtmedikleri gibi, eskiliğini de belirtmek gereğini duymamışlar.

Ayrıca sözcüğün örnek tümcede yer alan yazımı, madde başıyla çelişiyor.

 

159• SÖZLÜKTEN: anavaşya is. Yun. Göçücü balıkların Akdeniz'den Karadeniz'e çıkması, katavaşya.

 

DÜŞÜNCE: Bu tanımda "anavaşya"nın aynı zamanda "katavaşya" olduğu belirtiliyor; oysa "katavaşya", "göçebe balıkların, Karadeniz'den Maramara'ya ve Akdeniz'e göç etmesi"dir. O halde "katavaşya"nın bu tanımda, bu biçimde yer alması doğru değildir.

Başka sözlükler ve kılavuzlar bu iki sözcüğü "ş" ile değil "s" ile gösteriyor.

 

160• SÖZLÜKTEN: ana yarısı is.  Teyze.

 

DÜŞÜNCE: Halk bu sözcüğü bir  değişmece (mecaz)  olarak, teyzenin yeğene olan yakınlığını belirtmek için kullanır, maddede bu belirtilmediği için sanki "teyze" sözcüğü yerine her zaman "ana yarısı" denebilirmiş, deniyormuş gibi bir izlenim doğuyor.

 

161• SÖZLÜKTEN: anıklaşmak (nsz)  Hazır olma durumu.

 

DÜŞÜNCE: Eylemlik (mastar) durumundaki bir sözcük ad gibi tanımlanmış. Doğru tanım "hazır duruma gelmek, hazır olmak" biçiminde olmalıydı.

 

162• SÖZLÜKTEN: anırtı is. Eşeğin anırırken çıkardığı ses: "Eşek anırtan yokuşu." –S. F. Abasıyanık.

 

DÜŞÜNCE: Örnek verilen tümce uygun değil.

 

163• SÖZLÜKTEN: anırtmak (–e) Anırmasını sağlamak: "Eşek anırtan yokuşu." –S. F. Abasıyanık.

 

DÜŞÜNCE: Bu eylem "–e'li" değil "–i'li" nesne alır.

Tanıma bir de "anırmasına yol açmak" eklenmeliydi.

 

164• SÖZLÜKTEN: ankesörlü telefon is. Kutulu telefon.

 

DÜŞÜNCE: Maddede geçen ankesör sözcüğü sözlüğe alınmamış.

 

165• SÖZLÜKTEN: anlaşılmak  madde başı içinde iç madde: anlaşılan anlaşıldığına göre, galiba: "Anlaşılan uçak gecikecek: Anlaşılan seni oraya çağırtacak, demeye kalmadı, bir de ne görelim?" –Y. K. Karaosmanoğlu.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar belirteçleri madde başı yapıyor. Bu sözcük belirteç olduğu halde, sözcük türü belirtilmemiş ve madde başı yapılmamış. Böylece yöntem tutarsızlığı oluşmuş.

Ayrıca, örnek verilen tümcenin "Anlaşılan uçak gecikecek" bölümünün yazarla bir ilgisinin olduğunu sanmıyoruz.

 

166• SÖZLÜKTEN: anmak, –ar (–i)  ........ 3. (–i, –le)  Bir armağanla gönlünü almak: "An beni bir kozla, o da çürük çıksın." –Atasözü.

 

DÜŞÜNCE: Burada kullanım örneği diye verilen atasözü, ayrı bir madde olarak sözlüğe alınmamış.

 

167• SÖZLÜKTEN: →anne  anne

anneanne is. Annenin annesi.

 

DÜŞÜNCE: Böyle alt alta verilen bu iki maddede yazım aykırılığı var: "anneanne" sözcüğü göndermede ayrı, asıl maddede bitişik gösterilmiş. Doğrusu da bitişik yazılandır.

 

168• SÖZLÜKTEN: anonim ortaklık, –ğı is. huk.  Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağın sorumluluğu sermayedeki payıyla sınırlı bulunan ortaklık, anonim şirket.

anonim şirket is. En az beş kişinin kurduğu, sermayesi hisselere bölünmüş ve her ortağın sorumluluğu sermayedeki hissesi ile sınırlı ortaklık, anonim ortaklık.

 

DÜŞÜNCE:  Sözlükte böyle alt alta verilmiş bu iki madde, gerçekte aynı; yalnızca birinde "ortaklık" olan sözcük ötekinde "şirket", birinde "şirket" olan sözcük ötekinde "ortaklık".  Bunları iki ayrı kavrammış gibi böyle ayrı ayrı madde başı yapmak, sözlük tekniğine uymaz. Hangisi yeğleniyorsa o madde başı yapılmalıydı, öteki ona gönderme yoluyla bağlanmalıydı.

Öte yandan, biri terim sayılmış, bu huk.  kısaltmasıyla belirtilmiş, öteki terim sayılmamış. Tanımları bile değişik yapılmış: Birinde "en az beş kişinin kurduğu" deniyor; ötekinde kaç kişinin kurması gerektiği belli değil. Tanımlarda kullanılan sözcüklerde bile bu görülüyor: Birinde "pay", ötekinde "hisse" vb. Şöyle diyebiliriz: İkincisi, birincisinin Osmanlıcası gibi.

 

169• SÖZLÜKTEN: ansefalit i. Fr. ancéphalite tıp  Beynin irinsiz iltihaplı hastalığı.

 

DÜŞÜNCE: Bu tanımda geçen "irinsiz iltihaplı" sözcükleri insanı düşündürüyor. Çünkü "iltihap" yalnızca dokuda bir şişlik olsaydı, yani içinde "irin" bulunmasaydı bu tanım uygun olabilirdi.

Bu iki sözcüğü, yani "irin" ve "iltihap" sözcüklerini biraz irdeleyelim: Hazırlayıcılar sözlükte, iltihap için "... şişkinlik, kırmızılık, ısı ve ağrı ile beliren irin toplaması, yangı" diyorlar.  Sözlükleri  irin için ise "... iltihaplanma sonunda ölmüş hücre artıklarından ve bozulmuş ak yuvarlardan oluşan, mikroplu veya mikropsuz, genellikle sarımtırak renkte koyuca sıvı, cerahat" diyor, cerahat'a bakıyorsunuz "irin" diyor. Yangı'ya da "iltihap" karşılığını vermiş, yani tanımı Türkçesinde değil Arapçasında yapmayı yeğlemiş.

"İrin", "iltihap", "cerahat", "yangı" derken insanın kafası iyice karışıyor ama bir dokunun (bu beyin bile olsa) nasıl "irinsiz iltihaplı" olabileceği konusu insanın kafasını büsbütün karıştırıyor.

 

170• SÖZLÜKTEN: ant, –dı is.  ....... madde başı içinde iç madde: adını bozmak

 

DÜŞÜNCE: Buradaki "adını" sözcüğü andını olacak.

 

171• SÖZLÜKTEN: Üç ayrı madde başı: antisemit, antisemitist, antisemitizm

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcıların sözlüğünde semit, semitist, semitizm  maddeleri yok ama karşıtları var. Bir şeyin kendisi yoksa karşıtı olmaz. Böyle bir uygulama sözlükçülüğe aykırıdır.

Almıla:
172• SÖZLÜKTEN: antrok is. Fr. jeol.  Triyas devri katmanlarında bulunan...

 

DÜŞÜNCE: Sözlüğün "T" harfine gittiğinizde, bu  maddede "triyas" biçiminde yazılan sözcüğün orada trias yazımıyla madde başı yapıldığını görüyorsunuz.

Demek ki buradaki yazımı yanlış.

 

173• SÖZLÜKTEN: anzarot is. Ar.    ......3. bot. argo  Rakı: "Tam eğleneceğimiz sırada anzarot bitti." –H. R. Gürpınar.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğün "argo" anlamına bot.  kısaltmasının da konulması yanlıştır.

 

173• SÖZLÜKTEN: apaz (I) is. hlk. 1. Avuç. 2. s. hlk. Bir avuç dolusu: Bir apaz buğday.

→apaz (ı)

apaz (II) s. (a'paz)  Çok az.

 

DÜŞÜNCE: Bu üç madde sözlükte böyle alt alta. Ok imli gönderme maddesinin nasıl yorumlanacağını (en azından sırasının niçin bulunduğu yerde olduğunu) bilmek kolay değil. Öte yandan apaz (I)'deki hlk.  kısaltmasının ikincisi fazla.

 

174• SÖZLÜKTEN: april is. İng. april  Nisan ayı, abril.

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcük için 9•'a bakınız.

 

175• SÖZLÜKTEN: ara  is.   .....   madde başı içinde iç madde: arada bir seyrek olarak.

 

DÜŞÜNCE: Belirteç olduğu için, hazırlayıcıların yöntemine göre madde başı yapılmalıydı.

 

176• SÖZLÜKTEN:  ara  is.  ..... madde başı içinde iç madde: aradan o zamandan bu zamana dek.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğün kullanıldığı bir örnek tümce verilmediği, sözcük türü de belirtilmediği için,  onu kavramakta ve bir tümcede kullanmakta güçlük var. Örneğin "Aradan seni görmedim" desek, "o zamandan bu zamana dek seni görmedim" demek olur mu acaba?

 

177• SÖZLÜKTEN: arabalı vapur is. Arabaya taşıyan vapur, vapur, araba vapuru.

 

DÜŞÜNCE: İngilizceden dilimize giren "feribot"un halk ağzındaki Türkçesi olan "arabalı vapur"u, yaygın olsa da doğru saymamak gerekir; doğrusu araba vapuru'dur. Nitekim hazırlayıcılar, tanımda ona da yer vermişler.

Hazırlayıcıların arabalı vapur biçimini yeğleyip, maddenin tanımını bunda yapmaları, sözlüklerinde feribot  maddesi olduğu halde (ki bu maddenin tanımı arabalı vapur tanımından daha iyi) bu adla onu ilişkilendirmemeleri, araba vapuru  maddesinde göndermeyi arabalı vapur'a yapmaları sözlükçülük yönünden bir kusur sayılmalı. Üstelik de tanık tümceye araba vapuru'nda yer vermişler, demek ki doğrusu ve yazı dilinde kullanılanı bu.

Küçük bir ek: Tanımda "Arabaya taşıyan vapur" denmiş. Sormazlar mı, "Neyi arabaya taşıyan vapur?" Bunun da doğrusu elbette "araba taşıyan vapur"dur. Ayrıca tanımdaki "vapur" sözcüğünün ikincisi gereksiz ve yersizdir.

Bir küçük ek daha: Yeni TDK'nin İmlâ Kılavuzu'nda arabalı vapur yok ama araba vapuru var; demek ki doğrusu bu.

 

178• SÖZLÜKTEN: arabaşı is.  Pişmiş ve dondurulmuş hamur yanında yenen tavuklu veya hindili çorba.

 

DÜŞÜNCE: Önce tanıma bakalım: Çorba yenir mi, yoksa içilir mi? Üç yaşında bir çocuğa "Haydi çorbanı ye!" deseniz sizi düzeltir, "çorba yenmez, içilir" der. "Pişmiş ve dondurulmuş hamur" nasıl bir şeydir? Hazırlayıcılar sözlükte "hamur"u şöyle tanımlamışlar: "Unun su veya başka sıvılarla yoğrulmuş durumu." O halde "hamur"un pişmişi artık "hamur" değildir. Demek ki bu tanım yeterince açık ve doğru değil.

Öte yandan, arabaşı (Arap+aşı) bileşik bir sözcüktür, halk ağzında vardır. Sözcüğün bu durumunun belirtilmemiş olması, onun "ara–başı" gibi söylenebileceği göz önüne alındığında, bir  eksiklik olarak görülebilir.

 

179• SÖZLÜKTEN: Araf is. (a:ra:f) Ar. a‘raf  Cennet ile cehennem arasında bir yer.

 

DÜŞÜNCE: Sözcük ad olarak gösterilmiş, özel ad değilse niçin baş harfi büyük yazılmış? Maddede "cennet", "cehennem" böyle küçük olduğuna göre "cennet ile cehennem arasında bir yer" olan "araf" da küçük yazılmalı değil mi?

Öte yandan, tanıma bakılırsa "araf"ın yeri kesin; yani hazırlayıcılar onun yerini kesin olarak biliyor. Oysa "dinsel inanç" böyle söylüyor. (Nitekim hazırlayıcılar Arasat  maddesinde "Müslüman inanışına göre ..." demişler.)

 

180• SÖZLÜKTEN: Arapsaçı (I) is. mec.  Çözümlenemeyecek kadar karışık durum. arap saçı gibi karmakarışık. arap saçına dönmek işler çok karışıp çözümlenmesi güç bir duruma gelmek: İşler Arap saçına döndü.

 

DÜŞÜNCE: Madde başında büyük harfle başlayan ve bitişik olan sözcük iç maddelerde küçük harfle başlamış ve ayrı yazılmış. Öte yandan eğik (italik) dizilmiş olan örnek kullanımda ise  ilk harfi büyük olmuş.

Sözcükte bulunan "Arap" da, "saç" da anlamını yitirip yeni bir anlam edinmiştir, o halde özel admış gibi ilk harfi büyük olamaz; bu niteliğiyle bileşik sözcüktür ve bitişik yazılması gerekir.

 

181• SÖZLÜKTEN: Arapsaçı (II) is. bot.  Küçük, yuvarlak ve çok sık yeşil yaprakları olan uzadıkça aşağı doğru sarkan bir tür süs bitkisi.

 

DÜŞÜNCE: Yukardaki düşünceyi yinelemek gerekiyor: Sözcükte bulunan "Arap" da, "saç" da anlamını yitirip yeni bir anlam edinmiştir, o halde özel admış gibi ilk harfi büyük olamaz.

Tanımda noktalama ve Türkçe pürüzü var:Tanımdaki "olan" sözcüğünden sonra virgül konulması ve "tür" sözcüğünün atılması gerekiyor.

 

182• SÖZLÜKTEN: arbalet is.  Kundaklı, tetikli yay.

 

DÜŞÜNCE: Hangi dilden Türkçeye girdiği belirtilmemiş.

 

183• SÖZLÜKTEN: ardı ardına s.  Birbirini kovalayarak, ara vermeden, aralıksız: Ardı ardına bir sürü şikâyet sıraladı.

 

DÜŞÜNCE: Sıfat olarak gösterilmiş, oysa belirteçtir.

 

184• SÖZLÜKTEN: ardıl görüntü is. psikol.  Bir duyunun kaybolmasından sonra geriye kalan görüntü.

ardışık görüntü is. psikol.  Bir duyunun kaybolmasından sonra da devam eden görüntü.

 

DÜŞÜNCE: İkisi de aynı; oysa ayrı ayrı tanımlanmış ve sözlüğe ayrı maddeler olarak alınmış.

 

185• SÖZLÜKTEN: argaç, argaçlama, argaçlamak

 

DÜŞÜNCE: Bu sözcüklere hlk.  kısaltması konulmalıydı.

 

186• SÖZLÜKTEN: argo is. (a'rgo) Fr. argot   ..... 2. mec. Serserilerin, külhan beylerinin kullandığı söz veya deyim.

 

DÜŞÜNCE:  Bu tanımda geçen "külhan beylerinin" kullanımı Türkçeye aykırı, çünkü "külhan beyi" sözcüğü böyle ayrı yazılsa bile  (ki bitişik yazılır) çoğulunun "külhan beylerin" biçiminde olması gerekir. Kaldı ki hazırlayıcılar "külhanbeyi" sözcüğünü sözlüklerine böyle bitişik olarak almışlar. Burada bu biçimde kullanılması yanlıştır, "külhanbeylerin" olması gerekir..

 

187• SÖZLÜKTEN: argüman is. Fr. argument mat.  Bir çıkış kümesinin değişkenine verilen ad.

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte "çıkış kümesi" maddesi yok, o zaman bu tanım yetersiz kalıyor.

Ayrıca sözcüğün öteki alanlardaki (felsefe, mantık, hukuk gibi)  anlamları (kanıt, delil vb.) eksik.

 

188• SÖZLÜKTEN: arık emek, –ği is ekon.  İşçinin, ek süre içinde harcadığı ve sonucunda artık değer yarattığı, karşılığı ödenmeyen emek.

 

DÜŞÜNCE: Sözlükte bu madde bir kez de artık emek  maddesi olarak karşımıza çıkıyor. Orada da tanım, sözcüğü sözcüğüne aynı. Maddenin doğrusu o ve yeri orası.

Bu maddedeki "arık" sözcüğünün "artık" olması gerektiği, sözcükte bir dizgi yanlışı bulunduğu öne sürülebilir ve bu açık. Ancak bunun, alfabetik sıraya göre arı–'da değil art–'ta oluşması durumu doğal sayılabilirdi. Ayrıca, öyle olsa, hazırlayıcılar böyle iki ayrı yerde iki ayrı madde yapmazlardı. Demek ki bunları ayrı sanıyorlar. Ortada sözlükçülük yönünden büyük bir "ayıp" var.

 

189• SÖZLÜKTEN: arı sili s.  Tertemiz.

 

DÜŞÜNCE: Hazırlayıcılar, sözlüğe aldıkları, halk ağzında bulunan (daha doğrusu Anadolu'nun kimi yerlerinde "yerel" olarak, konuşma dilinde kullanılan) sözcüklerin bu durumunu, nedense, belirtmek istemiyor. Böylece onların ölçünlü (standart) Türkçede bulunduğunu öne sürmüş oluyorlar. "Arı sili" de yerel bir kullanım, hlk.  kısaltmasıyla belirtilmesi gerekirdi.

 

190• SÖZLÜKTEN: aria is. (a'rya) İt. müz.  Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği şarkı, arya.

 

DÜŞÜNCE: Sözcüğün yazılışıyla okunuşu arasında tutarsızlık var. Ayrıca, sözcüğün "arya" biçiminde yazıldığı da (tanımda son sözcük olarak yer almış çünkü) görülüyor.

Hazırlayıcılar bu sözcüğü arya yazımıyla ayrı bir madde de yapmışlar ve orada daha güzel tanımlamışlar. Öyleyse  aria   maddesi yanlış, gereksiz.

 

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa